gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 69 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



BANGKOK VE TAPINAKLAR

Yazdır PDF

Global Hareketlenme - Tayland

Biraz da Tayland'daki watlardan bahsedelim... wat Laos dilinde okul demek ve genelde Kamboçya, Laos ve Tayland'a özgün bir ibadethane. Tipik bir watın wat olabilmesi için gereken bazı bölümler var. İlk ve en önemli bölüm chedi adı verilen ve içinde Buddha'nın kutsal emanetlerini taşıyan, ters çevrilmiş çana benzeyen uzun ve konik bölüm... vihan adı verilen bir ibadet ve dua odası... aşağı yukarı dört dönümlük üstü genelde açık ya da piramit tarzı bir çatısı olan genel tapınma alanı olan mondop... yeni rahiplerin yeminlerini edip eğitimlerini tamamladıklarının belgelendiği en kutsal kısım olan bot ve eski dönemlerde rahiplerin eğitimi için kullanılan, şimdilerde genel ibadete yönelik Lanna isimli salonlar... veee tabii ki kütüphaneler, kitap okumayan rahip mi olur hiç... okumayan imam var ama rahip olmaz... sonuçta tekamülü tamamlayamadan dünyadan ayrılıverir... nemize lazım...

Bir mondop alanının çatısı... çok güzel değil mi?

Bodrum'dan ev alırsam belediyeye inat çatısını böyle yaptıracağım... kapının önüne köpek yerine de bir fil almayı planlıyorum, hem çevre temizliğine yardım eder her şeyi yiyerek...

Chedi adı verilen konik biçimli buddha emanet noktaları... atm noktası edasıyla söylemiş olabilirim fakat orada bulunmak bu yerlerin onlar için ne kadar kutsal olduğunu görmeme yetti, insanlar bulundukları her yerde ve her şekilde ibadet halindeler... ziyaretçilere bizdeki "tanrı misafiri" edasıyla yaklaşılıyor... tapınaklara açık bir kıyafetle giremiyorsunuz, her tapınağın kapısında ipek şallar kiralayan giriş görevlileri var... yanınızda kapalı bir kıyafet yoksa sadece 20 bahta şal kiralayabiliyorsunuz...

Mondop alanında dinlenen Buddha...

Ülkenin her yerinde, evlerin önü, nehir iskeleleri, restoranların önü, sahil kenarı hatta bazı go go barların önünde bile farklı büyüklüklerde, renklerde chapel tarzı ufacık ibadet alanları bulmak mümkün... hepsinde farklı şekilde oturan bir Buddha var, kimi gülüyor, kimi göbeğini kaşıyor, kimi dua eder vaziyette, kimi oturmuş, kimi ayakta... dikkatimi çeken başka bir nokta da genelde Buddhaların üzerinde tam gögüs kısmındaki gamalı haç sembolü oldu... bu sembolü genelde nazi Almanya'sı ile özdeşleştirdiğim için biraz araştırmaya karar verdim... aslında gamalı haç sembolü ilk olarak M.Ö. 3000 civarında Pakistan civarında görülmüş... daha sonraki tarihlerde Sümerlerden Çinlere, İskandinavyadan Maya Medeniyetine kadar birçok kültürde kullanılmış... hitler'in bu sembolü aryan ırkının sembolü olarak kabul etmesi ve aryan kelimesi ile bağdaştırması ise bu sembolün aynı zamanda antik çağa ait aryan güneş tanrısının sembolü olmasıymış...

Başka bir görüşe göre haç hayat çarkını sembolize ederken, kollar onu oluşturan elementlerin kişileştirilmiş halleriymiş...başarı ve uğurun yanı sıra güneşin evrene hayat vermesini de sembolize ediyormuş...

 

Bu renkli ve her ayrıntısı diğerine göre farklı arkadaşlara neredeyse her watın önünde raslayabilirsiniz... ben zati alilerini tapınak koruyucuları olarak adlandırmak istiyorum...

Wat Pho'nun bahçesi...

Wat Traimit'ten sonraki durağımız, gene çok büyük ve önemli bir başka tapınak olan Wat Pho oldu... bu tapınak Kral 1. Rama tarafından Bangkok'ta yaptırılan ilk tapınak... dış özellikleri olarak diğer tapınaklardan çok farklı olmamasına rağmen içinde 47 metre uzunluğunda, 15 metre yüksekliğinde, korkutucu güzel diye tanımlayabileceğim yatan bir Buddha heykeli mevcut... Bu buddha heykeli de diğer pek çok buddha heykeli gibi altın kaplama... neden Tayland çok zengin bir ülke değil diye soracak olursanız, ellerindeki bütün parayı bu altın buddhalara yatırmışlardır diyebilirim:) düşünsenize her camii minaresini altından yaptığımızı, bu durumda çok yüksek bir gayri safi milli hasıla bekleyemeyiz tabii... işin şakası bir yana Taylılar tapınaklarına gözleri gibi bakıyorlar, her yer tertemiz ve insanlar huşu içinde ibadet ediyor... her yerde egzotik tütsü kokuları başınızı döndürüyor ve zaman zaman binbir gece masallarının baş kahramanı gibi hissediyorsunuz kendinizi... Şehrazat Bangkok'ta...

Wat Pho Bangkok'un Phra Nakhon olarak bilinen ağırlıklı tapınaklar bölgesinde bulunuyor... Resmi adı yine şehrin adı gibi uzun, destanımsı: Wat Phra Chettuphon Wimon Mangkhalaram Ratchaworamahawihan...sadakallhülazim... zira bunu söyleyebilirsen budist oluyorsun kanımca... bu tapınak aynı zamanda geleneksel ve dillere destan Tay masajının da doğduğu yer... 80.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuş... benim evden biraz daha büyük yani... bu muhteşem tapınakla ilgili daha fazla bilgi almak istiyorsanız bu linki tıklayın... (http://www.watpho.com/en/home/)

Wat Pho'da gezerken yanımıza bir grup Tay yaklaşıp, Çinli ya da Japon da olabilirler, pek emin değilim bizimle fotoğraf çektirmek istediler... Türk olduğumuzu duyan istisnasız bir sevinç nidası attı... Taylıların alışamadığım tek yönleri ses tonları, tiz ve yüksek frekansta konuşuyorlar... aralarından bir kız Nazo'ya yaklaşıp işveli bir şekilde "seni siviyurum" deyince tamam dedik, bu Tay hatununu da cevval ve ulu manitu bir Türk genci fethetmiş... Türkler her yerde... eh ne de olsa fethetmeye geldiğimiz bu şehirde Türk ayak izlerine raslamak hoşuma gitti... aynı duygunun daha yoğununu günlerce aç kalıp ananasa talim durumdayken seyyar satıcılardan birinde karpuz gördüğümde de yaşadım... Allah'ın karpuzu bu kadar mı değerli olur... oldu vallahi... neyse, fotoğraf faslından sonra Nazo'ya seni siviyurum diyen kızcağız dört kelimelik Türkçesi ile bizi o kadar güldürdü ki... kültür şokunu atlatabilirdim artık, zira İstanbul Bangkok'taydı... Taylı hanımefendi ve ailesiyle sohbet Sultanahmet, Aya Sofya ve İstiklal Caddesi üzerine bir süre devam ettikten ve mail adresleri alınıp verildikten sonra Yatan Buddha'nın etrafında yürümeye devam ettim...

(hemen yanımda duran hanım bayan seni siviyurum ve kızkardeşi ve babası Rıza Abi... adını söyledi ama o kadar zordu ki ben kendisine Rıza dedim... mail listemde de Rıza Abi diye kayıtlı hem de...Tayca bana göre zor bir dil, teşekkür etmeyi öğrenmek dört günümü aldı... kap kum ka kadınlar için kap kum kap erkekler için teşekkür ederim demekmiş... merhabayı denemedim bile....)

Tapınak iç alanı en az yatan buddha kadar etkileyici ve büyük... duvarlarda bizim minyatür sanatına benzer ilüstrasyonlar mevcut... sanırım yapılan dönemde meydana gelen olaylardan bahsediyor minyatürler... Osmanlı perspektif anlayışı belki de Uzak Doğudan etkilenmiştir... tapınağa girer girmez sürekli çınlayan para sesi duyuyor insan, bunun öyküsü cidden çok ilginç ama bunu daha sonra paylaşacağım sizlerle... Buddha mabadına olan takıntım burada da sürdü, önden, arkadan, yandan, sağdan, soldan, yatarak, ayak ucunda, bin türlü şekle girerek fotoğraf çekmeye devam ettim... bu sefer Bodrum kakalakları gibi eğilip büküldüğümü gören Nazo beni dürttü: "Ebru harbiden Tayland'dayız!!!"

Tapınak koruyucularına öykülerini eksiksiz anlatmaya çalışacağıma ve bunun için kanımın son damlasına kadar uğraşacağıma dair söz verip dışarıya çıktım... sandaletlerim yine çalınmamıştı... bu sefer tur rehberine inanmaya karar verdim...

Bizim Beyoğlu'lu Taylılarla muhabbetimiz dışarıda da devam etti, Rıza Abi Türk kızlarını çok cesur bulduğunu ama aynı zamanda Uzak Doğu kadınlarına göre daha dikbaşlı olduğumuzu söyledi... onun tam deyimi "like a goat" yani "keçi gibi"... zamanında bir Türk kızından çok çektiğini düşündüm... ailecek Türkler'den muzdarip olmuş olabilirlerdi... gene de benim için Wat Pho'ya ait kelime "seni siviyurum"dur...

 

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics