gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 92 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



GEÇMİŞE ÖZLEM: KÜTAHYA LİSESİ ORTA OKUL BÖLÜMÜ 1991 MEZUNLARI BULUŞMASI

Yazdır PDF

Misak-ı Milli Sınırları - Ege

Ben çocukken Kütahya bütün dünya demekti... her şeyin farklı olduğu bir zaman diliminde, şimdiki ilişkilerde olduğundan daha derin ve daha hesapsız bir şehrin öyküsü oldu bende hep Kütahya... çocukluk anıları,ilk gençlik sancıları, ezan okununca evde olma mecburiyeti, geceden hazırlanıp öğlene biten kaçış çıkınları, Fadime ninenin ineklerinden kaçış, sınıf piknikleri, lise caddesinde şenlikler, mecburiyet caddesi-şimdilerde "Sevgi Yolu" olmuş-, ilk aşkın hep gülümseten öyküsü ve daha neler neler... Kütahya hep çok anlamlı oldu benim için... Mayıs ayının 12'sinde senelerdir gidemediğim memleketime gittiğimde içimi saran telaş, bir gece önceki uyutmayan heyecan ve çocukluk arkadaşlarımı gördüğümde yaşadığım sarsıcı mutluluk uzun süredir bu derece kuvvetli yaşamadığım duygulardı...

Bu gördüğünüz grup 22 sene sonra Kütahya'da orta okul buluşması için Türkiye'nin bir çok farklı yerinden bir araya geldi... hedef Çamlıca idi gerçi ama işte Kütahya'mın her zamanki çetrefilli havası bizi şehrin Eskişehir yoluna doğru genişlemiş yeni kısmına yöneltti... nerede olduğumuzun ne önemi vardı ki aslında... önemli olan 22 sene sonra 22 kişi bir araya gelmiş olmaktı...

Kütahya Lisesi Orta Okul Bölümü 8 E sınıfının demirbaşlarından örnekler efendim...

Bizim dönemimiz farklıydı... cep telefonumuz yoktu ama hiçbir yere geç kalmazdık, hiçbir randevumuzu kaçırmazdık...ev telefonu çaldığında bazen yüreğimiz ağzımıza gelir bazen de heyecanlanırdık...  evde paralel hat olması bir dezavantajdı... hele de anne babanın odasında ise bu paralel telefon... dijital fotoğraf makinelerimiz yoktu, analog makinelerde 36 poz satın alır ve 36 pozu da bitirebilmek için uğraşır dururduk... aslında bu da lükstü bizim için... yıl sonlarında ya da sınıf pikniklerinde sınıfın zenginleri getirirdi fotoğraf makinelerini... hatta o son 34-35-36 poz bitmezdi de bitsin diye abuk sabuk pozlar verirdik... sonunda bittiğinde filmleri fotoğrafçıya götürmek, bir hafta basılmasını beklemek, basıldıktan sonra fotoğrafları alıp tek tek incelemek ve gülmekten yerlere yatmak fotoğraf sürecinin parçalarıydı... mp48 player yoktu mesela, walkmanler vardı bizim dönemimizde... kasetlere kalem sokup, pil bitmesin diye başa alırdık... kocaman kocaman kulaklıklar arkadaşlıkları pekiştirmek için birebir aletlerdi... eh iki kulaklıktan beş kişi şarkı dinlemeye kalkınca samimiyetler de artıyordu haliyle:) özel okul kavramı yoktu, sosyal adalet gerçekten sosyal adalet demekti... belediye başkanının oğluyla, işçi kızı, armatür bilmemkimin kızıyla devlet memurunun oğlu aynı sınıfta okurdu... hatta müdür yardımcısının oğlu bile:))) ve hatta müdür yardımcısının oğluyla aynı sınıfta okumak çok ciddi bir avantajdı öğrenci yönetici ilişkisini sağlam tutmak adına... sosyal sınıf o zamanlar sınıfta konuşulan bir sorun değildi...

Biz her şeyimizi paylaşırdık... dertler küçülür, mutluluklar büyürdü... aşıksan çılgıncasına aşıktın... yanlış bir şey yaptıysan ailene söylenme tehdidi alabilirdin ama asla gerçekleşmezdi... ev ekonomisi dersinde dikişi en iyi olanlar en çok sevilirdi... öğretmenlerin kot pantolon giydiğini görmek aya çıkmakla aynı derecede heyecan verici bir gelişmeydi... amerikan saç kestirmek disiplin cezası gerektirirdi... öyle üniformanın altına spor ayakkabı falan giyemezdin... derste kıkırdayınca kafana bir tomar anahtar yiyebildiğin dönemlerdi... tahta sıralarımız ve kara tahtalarımız vardı... söz almak için parmak kaldırır, cevaptan eminsek sabırsızca o işaret parmağını öğretmenin gözüne sokacak şekilde sallardık... simitle tadelle yerdik... ders arası küçük sınıflardan cebren ve hile ile alınan paralarla CanCan'a gider limonata - tost ya da hamburger ziyafeti verilirdi... para ya limonata ve tosta ya da sadece hamburgere yeterdi çünkü... kopya çekmenin bin bir yolunu bulur ama illaki yakalanırdık... kimse kimseden bilgi saklamazdı... sınavlara bir ders önce birlikte çalışılır, aynı cevaplar verilmesin diye alternatifli cevaplar oluşturulurdu... tam takım işi yani... küsülünce çabucak barışılırdı... kimse kimsenin arkasından iş çevirmez, kimse kimsenin ardından kötü konuşmazdı... lakin dedikodu Allah'ın emriydi... aşk mektupları taşınırdı sınıflar arası... diplomasiyi geliştirmenin farklı bir yoluydu bu... sınıflar arası ayrım sadece harflerden ibaretti bizim dönemimizde... sabahçılar öğlencileri tanımaz, öğlenciler sabahçıları bilmezdi... (öğlencilerle 22 sene sonra tanışılır bizim oralarda) benim Kütahya'mda yaşam inanılmaz doğal ve eşitlikçiydi... paylaşımcı ve derinlemesine... dostluklar sağlam, düşmanlık uzaktı...

Seneler sonra aynı sıralara oturduğumda mutluluktan ve heyecandan konuşamadım...

Okuldan kaçma eylemine girdiğinde bindiğin dolmuşta annene yakalanırdın... DVD ya da DVIX falan yoktu... beta ve VHS videolar vardı, onları da satın almaz, Kelebek videodan kiralardın üç günlüğüne... taksi falan cin işiydi, her yere yürürdük biz... paraları CanCan'da yediğimizden dolmuşa falan binilmezdi... okul servisi denen şey sadece komik bir hayal ürünüydü o zamanlar... sınıfa biri Blue Jean dergisi getirir 60 kişi de sırasını beklerdi... orta okulda dersaneye gitmek bildiğin günahtı... yazık günahtı biz çocuklara... o zamanlar Vanilla Ice, New Kids On The Block, Dr. Alban ve Mc Hammer dinlenirdi... çok iyi İngilizce bilmediğimizden şarkıların sözleri uydurulur emotionlar doyşın, i miss yoular miyav olurdu... Türklerden de Emel Müftüoğlu, Zerin Özer ve pek tabii Sezen Aksu...  o halde haydi biraz nostalji yapalım... tıklayın bakalım... ya da bunu hatırlayacak mısınız bakalım? tıklaaaaaaa..... yetmedi miiiii buyrun o zaman...tıklaaaaa....

senelerdir değişmeyen lezzet: Can Can...

Eskilerden devam edip yenilere kayan harika sohbetler eşliğinde tamamladığımız muhteşem bir hafta sonu, bu buluşma işini kesinlikle altı ayda bir tekrar etme kararıyla son buldu... bu kararı da her zamanki demokratik ruhumuzla oylamaya sunarak yaptık... herkes yeniden bir araya gelmek için bir 22 yıl daha beklememek kararındaydı... eski hocalar anıldı, Atom İsmail, Zakir Savaş ve Zehra Kişioğlu'nun kulakları özellikle çınlatıldı... hala daha, aynı eskisi gibi kimse kimsenin ne iş yaptığı, hayatta nerelere geldiğiyle değil, mutlu olup olmadığıyla ilgiliydi... orta okul dostluklarının aynı doğallığı ve keyfiyle kaldığını görmek insanı ne kadar mutlu ediyor anlatamam... haydi birazda gezelim okulumuzda...

orta okulumun merdivenleri...

mezun olduğu okula İngilizce Öğretmeni olarak atanan sınıf arkadaşım Saime Özmal Göybulak...

taş mektepte sınıflarımız...

ve tahta sıralarımız...

ikinci kat merdivenleri ki ne bakışmalar ne platonik aşk takipleri yaşanmıştır bu merdivenlerde...

ev ekonomisi sınıfının yanı...

8 E ve 8 F sınıflarının yanından koridorlar...

dile okuldan ne dilersen... okul cini kutusu...

veeeee

zaman tünelini geçinceeeeee...

işte güzelliği hiç değişmeyen okulumuz...

sevgili orta okul arkadaşlarım, yazmak istediğiniz bir şey olursa sizin için ziyaretçi defteri açtım...

bu linke tıklayıp düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz...

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics