gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 46 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



Tana- Antsirabe-Tana: Yollar taştan...

Yazdır PDF

Global Hareketlenme - Madagaskar

Ebru'nun seyir defteri: 13 Nisan 
Bir günde şehirler arası mekik nasıl dokunur?

Aybala'nın ertesi gün gelebileceğini haber aldığımda, hem onu Tana'da karşılamak istediğim hem de Antsirabe'nin 18 kilometre güneybatısında bulunan Lac Tritriva krater gölünü görmeyi arzuladığım için yoğun mu yoğun bir plan yapıyorum... aynı günde Tana'dan çıkıp, Antsirabe'ye gidip, Tana'ya geri döneceğim... toplamda krater gölü de dahil olmak üzere yaklaşık 440 kilometre yol yapacağım yani... yollar da pek öyle Ankara İstanbul arası gibi değil... yani "ne var ki bunda" demeyin... otoban anlayışları biraz farklı Madagaskar'da... bizim elli yıl öncemize dönüp 440 kilometre yapacağınızı düşünün yeter... belki biraz uykusuz bırakacak beni ama olsun, hem gölü dolaşma hem de Aybala'yı karşılama keyfine değer... henüz tutuklanma maceramı yaşamadan bütün gününü benimle geçiren Jackie'ye soruyorum ne yapmam gerektiğini... gece yola çıkmanın buralarda tehlikeli olduğunu ve sabaha karşı yola çıkıp, Antsirabe'ye 4 saatlik bir yolculuktan sonra varıp gölü dolaşıp geri gelebileceğimizi söylüyor bana... yapılması mümkün görünüyor gözüme... girişiyorum ben de planı uygulamaya... gece korkudan ve devam eden çaresizlik hissinden dolayı rahat uyuyamıyorum... sabah dörtte duşumu almış temiz pak vaziyette aşağı indiğimde Jackie hazır, beni bekliyor... evet, yeni bir şehre doğru seyahat zamanı, yeni maceralara ve güneş doğar doğmaz korkusuz bir ruh haline doğru... ortalık zifiri karanlık... taksi brousse macerası yaşayamayacağım belki ama bu da çok keyifli olacak... istediğim yerde durup fotoğraf çekebileceğim ve kabilelerle tanışabileceğim... hem Jackie'nin taksisi minimum seviyede benzin kokuyor camları kapattığımızda...

Sabah altıya kadar zifiri karanlığın ortasında ve aydınlatılmamış yolda 40lık delikanlı Peugeot'un kendini zor aydınlatan lambalarıyla ilerliyoruz... aslında ilerlemiyoruz, daha ertesi sabah Aybala ile tekrar Antrisabe yollarına düştüğümüzde yeniden anlayacağım gibi, zaman makinaları ile uçuyoruz... yolda çok garip şeyler görüyorum... sabahın dördünde, beşinde insanlar yol kenarında maratona hazırlanır gibi bilinmeyene koşuyorlar... yolun her yakasında koşan gençler, yaşlılar, kadınlar, erkekler ve çocuklar görüyorum... soruyorum Jackie'ye ama ondan cevap yok... osilatörlü cep telefonundan bir şeyler dinliyor... kahraman şöför Jackie tarihi arabasıyla krater gölünü fethetmeye geliyor...

Madagaskar'ın yüksek bölgelerinde sabahları çok soğuk, iyi ki yanıma yağmurluğumu almışım, zira arabanın her yerinden içeri hava giriyor... bir nevi üstü açık araba, sadece açıklık arabanın üstüne değil etrafına yayılmış... hava aydınlanmaya başlayınca yolların ne kadar yeşil olduğunu görüyorum... Kastamonu yolundan Rize'ye gider gibi... ah memleketim... özledim mi ne... sabah sisi Karadeniz'in sabah sisine benziyor... Nazo olsa bayılırdı... arabayı ben sürüyor olmayı istiyorum ama bu benim elimde kalır kesinlikle... Ambohidahi, Ambohijanaka, Tsiafahy, Ampangabe kasabalarını karanlıkta geçip, gün ağarırken nihayet Behenjy kasabasına varıyoruz... Behenjy'de Jackie'nin durmasını daha önceden istemiştim... Behenjy'e geldiğimizde Jackie arabayı sağa çekiyor...

şu evlerin güzelliğine bakın...

Behenjy'liler koşmuyorlar, sakin insanlar...

köyün arkasına sis çökmüş... masalda gibiyim...insanlar tarlalarında çalışmak için güne başlamışlar bile...

tarlalarda çalışanlar... saat sabahın altısı daha...

köyün diğer tarafı...

Bodrum'da böyle bir ev yapmak istiyorum... beyaza inat...

gökyüzünün derinliğine hayran kalıyorum...

tarlasının ortasında evi, bütün dünyadan uzakta... savaş, katliam, para kazanma derdi, 9-6 mesaisi bilmez evler...

Kastamonu yoluna benzemiyor mu Allah aşkına? pirinç tarlaları hariç...

ve Antsirabe yollarında ben...

Neden bilmem gönlümde büyük bir hüzünle Behenjy'den ayrılıyoruz... burayı özleyeceğim... gerçi gün içinde ve ertesi sabah yeniden göreceğim krater gölünde tutuklanmazsam tabii:) yolumuzun üstündeki en büyük kasaba olan Ambatolampy'i geçip devam ediyoruz...

Ambatolampy kilisesi...

iş bekleyen taşımacılar...

taksi brousse'ye binemesem bile en azından Antsirabe Antananarivo yolu arasında birkaç tanesine rastlıyorum...

insanlar güne çoktan başlamışlar...

az önceki evi yapmaktan vazgeçtim... bu küçük mavili beyazlı evin mimarını bulup kendisine yaptıracağım Gümüşlük'teki evimi...

Ambohimandraso, Ampitatafika,  Antanifotsy kasabalarını da geride bırakıp saat sekiz gibi Antsirabe tren istasyonu ile karşılaşıyoruz... Jackie'nin keyfi yerinde, şarkılar mırıldanıyor... akşamki korkunç nezarethane macerasını tamamen geride bırakıyor zihnim... onun rahatlığı beni de rahatlatıyor...

pazarlar kurulmuş çoktan Antanifotsy'de...

teknoloji izleri büyük şehre yaklaştığımızı gösteriyor... tekerleği buldummmmm...

tezgahlar açılmış... yaşam tüm hızıyla!!! sürüyor... ya da Jackie çok hızlı bilemiyorum...

dört saatte Antrisabe... taksi brousse olsa daha Behenjy'deydik...

Antsirabe tren istasyonu sizi ilk karşılayacak yerlerden...

Tren istasyonunun biraz ötesinden bir yol ayrımına giriyoruz, hedefimiz şehir merkezi değil... bir an önce Tritriva gölünü görmek istiyorum... bilmediğim bir şey var tabi ki... yolun durumu... 200 kilometreyi 4 saatte geldik ama 18 kilometreyi iki saatte gidemiyoruz... tali yollar asfalt değil ve yağmur sezonu yeni bittiği için biraz engebeli... ama Jackie'ye yol dayanmaz... gidiyoruz da gidiyoruz.............

Aslında vakit olsa burayı diğer yolla çıkmak isterdim... gerçi Aybala Kenya'da takılı kalmasaydı da bunu yapacak kadar zamanımız olmayacaktı... krater gölüne bisikletle çıkmak... bir sonraki sefer inşallah...  yolda birkaç bisikletliye rastlıyoruz... feci halde kıskanıyorum aldıkları keyfi... gerçi tepelere tırmandıkça kıskançlığımın yerini iyi ki taksi ile gelmişim alıyor ama olsun... yollar sarp ve karşıda gördüğünüz dağa doğru çıkıyoruz...

tarlalar ve yollar birleşmiş gibi...

yaklaştığımızı hissediyorum... Tana Antsirabe yolundakilere benzer evler var her yerde...

insanlar tarlalarında çalışıyorlar... tatilde olmak ne güzel... yolda olmayı ne çok seviyorum...

Sonunda iki saatlik toz toprak yol macerasından ve nefes kesici ufacık köylerin arasından geçtikten sonra krater gölünün girişine ulaşıyoruz... giriş ücreti 2500 Ar ve etrafınızı hemen rehberlik yapmak isteyen çocuklar sarıyor... gölün hikayesini bildiğimden ve onca yoldan sonra feci halde yalnız kalmaya ve nefes almaya ihtiyacım olduğundan kibarca çocuklara bahşiş vererek reddediyorum.. yaklaşık beş dakikalık yürüyüşten sonra işte orada... göl, ben ve görmeyi çok istediğim iki sevgili ağacı başbaşayız...

İşte neredeyse aynı kökten çıkmış kadar yakın ve birbirine kavuşamayan iki sevgilinin reenkarnasyonu olduğu düşünülen ağaçlar... kavuşamayan her sevgili için ağaçların dibine kadar inmek istiyorum ama gördüğünüz gibi sevgililer geçit vermiyorlar... onlar nihayet birleşmişler ve kendilerinden başka kimseyi aralarına almıyorlar... ilham veriyor bu bana, kulağımda Sertap Erener'in Ayrılık ve Biz şarkısı... biraz oturuyorum burada... yanımda getirdiğim öğlen yemeğimi çıkarıyorum, şükrederek ve afiyetle yiyorum... gölde sadece ben varım sanki... gördüğüm güzellik nefesimi kesiyor... heyecandan göğsümün iniş çıkışını şimdi yazarken bile hissedebiliyorum...

Suyun derinliği aşağı yukarı 160 metre ve tamamen turkuaz... normalde göl suyu yağmurda çoğalır ve kurak dönemlerde azalır... Tritriva bu konuda da anarşik bir göl... gölün suyu okuduğum bilgilere göre yağmur sezonunda azalıp kurak sezonda çoğalıyormuş... ben hemen yağmur sezonu sonrası buradayım ve söylenenlerin doğruluğunu görüyor olmaktan mutluyum... fark ettiyseniz karşıdaki kayaların dip kısımlarında herhangi bir bitki yok... demek ki suyun seviyesi oradan bu seviyeye düşmüş... Allah'ım ya antropolog ya da jeolog olmalıydım ben...

Dimby bana gölün sık ağaçlıklı kısmından baktığımda manzaranın Afrika haritasına benzediğini söylemişti... o açıyı arıyorum fotoğraf makinemle ve buluyorum... gerçekten Afrika'ya benzemiyor mu bu kısımdan bakınca? böylesine bir cennette tek başına olmak... hem büyük saadet hem de keşke sevdiklerim de yanımda olup bunu görebilselerdi diyorum... telefonuma uzanıyorum ama tabii ki çekmiyor... sonuçta Madagaskar'ın ortasında bir dağın tepesinde bir krater gölündeyim... ne muhteşem değil mi? içimi burada bırakıp beni bekleyen Jackie'ye doğru yol alıyorum artık... kesinlikle hüzünlüyüm... İstanbul'da neden krater gölü yok? gölün bulunduğu dağın etrafından da manzara harika... pirinç tarlaları ve Belazao köyü ayaklarınızın altında...

pirinç tarlaları bana Mezapotamya'yı anımsatıyor... evet ülkemi özlüyorum cennette, garip değil mi?

Belazao köyü tüm güzelliğiyle...

Saat yaklaşık 11 buçuk ve benim önce Antrisabe'ye dönüp biraz gezinmem ve sonra da Aybala'yı karşılamak üzere Tana'ya aynı yoldan geri dönmem gerekiyor... bu yolu ertesi sabah üçüncü kez tepeceğim... ama o kadar güzel ki yollar... hem biraz ışıkta geri dönecek olmaktan keyif duyacağım... ben bunları düşünürken Jackie hemen geri dönmek istiyor, akşama kalmamalıymışız... akşam saatlerinde şehirler arası yollar "dancurus" olabilirmiş... riske girmek istemiyormuş... çaresiz kabul ediyorum... nasılsa ertesi sabah üç ya da dörtte yeniden vuracağız kendimizi Antsirabe yollarına ve ben görmem gerekeni gördüm...  Aybala saat birde binecek uçağa ve dört gibi otelde olur diye düşünüyorum... tabi ben sadece düşünüyorum... ben cennette gezerken Aybala'nın Nairobi hava alanında ne zaman kalkacağı belli olmayan bir uçağı beklediğini ancak akşam sekiz buçukta Anjary otele geldiğinde öğreniyorum... neyse ki bin bir maceradan sonra kavuşacağız... ben dün gece tutuklanmanın verdiği korkudan uyuyamazken, Aybala'da ertesi gün neler yaşayacağını bilmediğinden ve hiç tanımadığı bir şehirde tek başına uyuyacak olmanın verdiği tedirginlikten uyuyamıyor... ah Kenya Hava Yolları ahhhhh... n'aptın bize? bu sefer beş saatlik bir yolculuktan sonra Tana'ya varıyoruz, işte yeniden Anjary... Aybala gelene kadar biraz uyumalıyım... yorgunluktan ölmek üzereyim...

Bu sefer rüyamda cennetteyim...

Antsirabe yolculuğum tüm hızıyla devam edecek...

Daha Büyük Görüntüle Gölün uydudan görünüşünü de mutlaka görmelisiniz, bu sebeple google amcadan yararlanıyorum... daha büyük görüntüleye basınız lütfen... Tritriva'yı bu şekilde görmek bile nasıl saklı bir cennet olduğunu kanıtlıyor...

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics