gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 45 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



Tana'da gün : Salama, Misotra, Veloma

Yazdır PDF

Global Hareketlenme - Madagaskar

Ebru'nun seyir defteri:

Tana'dan İnsan Manzaraları

Gün: 12 Nisan 2012 /İlk gündüz

Yer: Antananarivo

Tavuklu, uçaklı rüyalardan sabah beş buçukta uyandım... dün geceki korkumdan ve keyifsizliğimden eser kalmamıştı içimde... gün ışığında neredeyse hiçbir şeyden korkmam... kendime gelmek için soğuk bir duş alırken, akşamki panik halime ve zihnimin oyunlarına çok güldüm... gün doğdu ya yeniden cengaver olabilirim... temkinli davranarak şort yerine pantolon, askılı bluz yerine kısa kollu tişört giydim.. önce nasıl bir yer olduğunu kendi gözlerimle göreyim, sonra sıcaklaşırsa hava ne giyeceğime tekrar karar veririm diye düşündüm... dışarısı 25 derece, parçalı bulutlu ama nemsizdi...

Kahvaltıda ay çöreğine benzer bir çörek, biraz tereyağı ve reçel yedim... Tayland'da olduğu gibi burada da kesinlikle peynir bulamayacaktım, anlaşılmıştı... servisi yapan kızcağız çay getirdiğinde keyfim iyice yerine geldi... çay anlayışları bizim küçük çocuklara verdiğimiz paşa çayı kıvamında, neredeyse soğuk ve açık... bir de süt koymuş içine... neyse o sabahlık sütlü içtim çayımı, İngiliz usulü... ah nerede bir tavşan kanı çay... kısacık bir kahvaltının ardından fotoğraf makinem, cebimde tomarla para ve kalbimi göğsümden çıkaracak bir heyecanla kendimi sokaklara atmaya hazırdım... şimdi aynı benim gezdiğim gibi otelin kapısından çıkıp birlikte gezeceğiz Tana'yı... bu arada resepsiyondaki görevli yürüyüş yolu olarak hep sol yönünü seçmem gerektiğini yoksa dancurus olduğunu söyledi... yine mi aynı kelime... neymiş bu kadar tehlikeli olan bu ülkede...

Otelden çıktım, bu gördüğünüz ev sağ, sol ayrımının yapıldığı yer... tam otelin karşısı, sağı seçtim, kediyi öldüren merak... yürüdüm, bekliyorum ki başıma bir şey gelsin ama hiçbir şey olduğu yok... bu arada Tana haritası aramayın hiç şehirde, harita deyince elinize Madagaskar haritası tutuşturuyorlar... otel görevlisi buradan gireceğim her yolun beni Özgürlük Meydanına çıkaracağını ve oradan tren istasyonundan başlayıp şehri gezebileceğimi söyledi...

Sağlık Bakanlığı'nın binası...

Yolda her şey farklı geliyor... insanlar, ses tonları, davranışlar ama keyfim o kadar yerinde ki... memleketimdeyim Tana'da... trafiğin nerden aktığı hiç belli değil, trafik ışıkları çalışmıyor, zaten genelde yok, hangi araba nereden girip nereye yönleneceğini bilir gibi ama ben bilmiyorum... sola bakıyorum sağdan taksi geliyor, sağa bakıyorum korna yerine şöför kafasını çıkarıp "vazaaaa" diye bağırıyor...korna alışkanlıkları yok, kornaları camdan çıkardıkları kafaları... vaza yabancı demek... yoldan insan manzaralarıyla devam edelim, bu kısım en sevdiğim kısım oldu fotoğraf çekerken Madagaskar'da...

Kafasında "zebu" boynuzu taşıyan bir adam... zebular burada çok önemli hayvanlar, etini yiyorlar, kendisini taşıma ve tarla sürme işlerinde kullanıyorlar, boynuzundan takı ve ev eşyası yapıyorlar, derisinden ayakkabı yapıyorlar... gerçi insanların birçoğu ayakkabı giymiyor, başkentte en az yarısı, ülkenin içlerine girdiğinizde neredeyse hepsi ayakkabısız... zaten ayakları bizim anladığımız ayakkabı anlayışına uymayacak kadar genişlemiş yalın ayak yürümekten... zebu hırsızlığı yapılırsa, halk silahlanıp, polise jandarmaya yer bırakmadan zebu hırsızını yakalayıp, infaz ediyor... ülkenin genelinde zebu hırsızı öldürmek suç sayılmıyor... halk bu konuda kendi işini kendi görüyor, polise pek güven olmadığını akşam anlayacağım zira... seyahatim sırasında birkaç kez ellerinde silahlar telaşlı telaşlı bir yöne doğru yürüyen bir sürü insan gördüm... meğer zebu hırsızı öldürmeye gidiyorlarmış... herkes de kanıksamış durumu... zebu çalmamaya karar verdim ben de...

Tana'da Özgürlük Meydanına giderken bir güzellik salonu... kadınlar çeşit çeşit oje ve bu ojelerin üstüne çılgın süsler kullanıyorlar... güller, kurbağalar, güneşler sadece benim gördüklerim oje dekorasyonunda... simler ve parıltılı her şey tırnakta çok önemli görünüyor... ayrıca kadınların saçları bir muhteşem, hepsi farklı şekillerde saçlarını örüyor neredeyse... o sebeple bu güzellik salonu çok iş yapıyor olmalı...

örülü bir saç örneği...

Yürümeye ve insanları selamlamaya devam ediyorum... Salama, salama, bonjour... Tana temiz sayılır ama kesinlikle bir başkente benzemiyor şimdilik... yolda karşılaştığım enteresan olaylardan biri de Tanalıların gazete okuma alışkanlıkları... gazeteler sokakta iplere asılıyor ve genelde satın almadıkları için insanlar öbek öbek olup, sadece ilk sayfaları okuyorlar... elinde gazete ile dolaşanını hiç görmedim... ilk sayfa haberleri çok popüler olsa gerek...

gazeteler Fransızca ve Malagazice...

ve gazete okuyanlar...

 

 

 

 

Şehrin çok farklı yerlerinde şahit olduğum bir durum olduğu için, gazetenin birinci sayfasını okuma popülerliğini iyice tespit edebilmiş oldum... yoğunlukla gördüğüm bir başka şeyse dilenciler... bir anda etrafımı sarıp "vaza" diye bağırıyorlar, "moniy, moniy" bunun için bir bütçe ayırmıştım... ilkinde acemi davranıp 1000 Ar verdim... meğer çok fazlaymış bu, bir dilenci bu miktarı ancak bir ayda kazanabiliyormuş... yani bir dilencinin aylık geliri 1 Avro bile değil... bizimkiler dilenmeye mercedesten inip geliyorlar... ne adalet... sonraları 100 Ar vermeye başladım ki bunun bile çok olduğunu söyledi Tana'lı bir arkadaşım...

anne ve kızı birlikte dileniyorlar... fotoğraflarını çektiğim için keyifliler ama bir bedeli var...

Tana'da birinin "close up" fotoğraflarını çekmek istediğinizde onlara para ödüyorsunuz... ikinci bir para kazanma şekli ise kendini hızla gelen arabalara çarptırmak... hastaneye falan gitmek yok, çarpan parasını da öder... bu sebeple şehir içinde taksiler oldukça dikkatli davranıyorlar... dolmuşlar ise Allah'a emanet... dolmuşa yan kapıdan değil, arka kapıdan biniliyor...

dilenci çocuklar...

Çok tanıdık bir şeyle karşılaşıyorum dolaşırken... bizim çocukluğumuzun oyunu olan beş taş oyunu... çocuklar caddelerin kenarında oturup beş taş oynuyorlar... başka yaygın bir oyun da bizim yine çocukken oynadığımız SOS oyunu... yere kenar çizgileri çekip, SOS yazmayı tamamlayarak rakiplerini yenmeye çalışıyorlar... bu oyunun başka versiyonlarını da büyükler oynuyor geceleri... büyüklerin en favori oyunu ise kart oyunları... birkaç enteresan kart oyunu deneyimim oldu sokaklarda ve nezarethanede... merak ediyorsunuz değil mi?

beştaş oynayan dilenci çocuklar...

 

 

SOS oynayan genç kızlar...

Bu arada ilgimi çeken başka bir şey de insanların her şeyi kafalarında taşımaları... başlarının üzerlerinde taşıdıkları şey bir sepetten tahta dolu bir çuvala, sattıkları eşyalardan yemek tablalarına kadar değişiyor... başlarının üzerindeki eşyalarla o kadar rahatlar ki... yürüyorlar, konuşuyorlar, kafalarını her yöne hareket ettirip aynı zamanda sigara içebiliyorlar... sigara demişken, restoranlarda ve kapalı alanlarda sigara içmek yasak değil henüz... ne zaman bir restorana girip yemek yedikten sonra sigara içebilir miyim diye sorsam, garip garip baktılar... insan bazı şeylere ne çabuk alışıyor, oysa daha birkaç sene önce restoranlarda sigara içme yasağına karşı çıkmıştım şiddetli bir şekilde... oysa restoranda sigara içmek garip geldi Tana'da...

muz sepeti taşıyan işçiler...

çok şükür bu insanların çektiğim fotoğraflar için para istemeye vakitleri yok...

yoksa batardım...

muz çok sık tüketilen bir meyve... ama Anamur muzunu tek geçerim...

teyzenin rahatlığına bakar mısınız?

taşıdıkları şey başlarının bir parçası haline geliyor gibi...

 

teyzelerin ne kadar güçlü olduğuna bakar mısınız?

 

 

İnsanlar genel olarak deli gibi çalışan ve aylak aylak oturan olarak ikiye ayrıldı zihnimde... insanların bir kısmı oradan oraya koşuşturup sürekli çalışırken, bir kısmı da gerçekten hayata sadece oturmaya gelmişler gibi yol kenarlarında oturup hiç durmadan ve yüksek sesle sohbet ediyorlar... yolda uyuyanların sayısı da epey fazlaydı... özellikle Anosy gölü civarında... biz çalışanlarla başlayalım... bir çok iş yapıyor Tanalılar, açık kasaplar, marketler, taşıyıcılar, dolmuş değnekçileri, sokak satıcıları, pirinç tarlalarında çalışanlar liste uzayıp gidiyor...

bu tipik bir manav ve kasap.. etler her zaman açıkta...

ete pek rağbet yok gibi... ne dersiniz?

Tana'nın en büyük müzik aleti marketi... Ulusal Müzik Mağazası...

bakkal...

taksi sürücüleri... gerçi ben bunlara müze görevlisi diyorum çünkü en genç taksi benden sekiz-on yaş büyük...

yine bir kasap, yine etler açık...

sokak satıcısı, bir çeşit sigara böreği satıyor... denedim lezzetliydi...

yük ve insan taşıyıcıları...

gezici ayakkabı satıcıları...

sokak manavları...

arkadan binilen şehir içi dolmuşlar...

taksi brousse taşıyıcıları...

yer fıstığı satıcıları...

Bu gençlerden fıstık satın alabilmek tam yarım saatimi aldı... önce bunların ne olduğunu anlamak için soru sordum, bana sadece baktılar... sonra elime alıp birini tattım, o andan sonra kesinlikle hepsini satın almam gerekiyordu çünkü bizim Türkiye'de lezzetli fıstık dediğimiz şey buna kıyasla sadece saman gibi kalıyor... ağzıma alır almaz beynimde atlar koşturmaya başladı... vay be bu ne biçim bir fıstık... çıtır çıtır bir kere, kendinden kavrulmuş gibi, lezzeti o kadar yoğun ki ağzınıza alır almaz kulaklarınızda, burnunuzda ve gözlerinizde hissediyorsunuz yoğunluğu ve lezzeti... Madagasakar'a yolunuz düşerse bu sokak satıcılarından mutlaka yer fıstığı satın alın... mümkünse Malagazicesini öğrenin kaç para demenin... Malagazicede "kaç para" demek "hoatrinona ny .....?" ben fıstığın anlamını bilmediğimden sadece ağzımda "hoatrinona ny" geveledim, önce anlamadılar, sonra yazısını gösterdim, okuma yazma bilmiyorlarmış sanırım o da işe yaramadı... sonra yoldan birini durdurdum, ona okuttum.. o zaman anladılar... ama bu sefer de fiyatı ben anlamadım, 1000 Ar uzattım, kötü kötü baktılar, sanırım az para verdim dedim içimden... çantamdan kağıt kalem çıkardım yazsınlar fiyatı diye, o da işe yaramadı... anlaşamadık anlayacağınız... en sonunda çocuklardan biri cüzdanımı işaret etti, içinden 200 Ar alıp cüzdanı bana geri verinde bir konsantre süt kutusu dolusu fıstığım oldu... saat dokuz gibi acıkmaya başlayan bedenime şölen gibi geldi fıstıklar... ishal falan da olmadım... şiddetle tavsiye ediyorum bu fıstığı mutlaka...

taşıyıcılar burada çok popüler...

Tana'da sürekli gördüğüm şeylerden biri de bozulmuş kamyonları ve taksileri tamir eden insanlar...

öylece, yolun ortasında, araç servisi falan yok...

çarşı içinde bozulmuş bir Renault Flash

bu da bozulmuş başka bir araç... zaten yürüyor olması şaşırtıcı geliyor bana ama taksilerle ilgili bölümümüzde göreceksiniz mucize ne demek...

bu da bozulan lüks bir araba...

Tana'da genelde insan yerine eşya taşıyor taşıyıcılar... ve çok güçlü insanlar...

Şehrin içinde farklı işlerde çalışan bir sürü grup var... pirinç tarlaları her yerde örneğin... aslında Tana pirinç tarlalarının içine yapılmış bir şehir gibi daha çok... o sebeple yürürken ya da taksiyle dolaşırken pirinç tarlalarında çalışan insanların Nationaol Geographic'lik fotoğraflarını çekebiliyorsunuz...

pirinç tarlalarının içerisinde Tana...

pirinç tarlası çalışanları...

ailecek çalışıyorlar...

pirinç tarlalarında balıkçılar...

bu iki fotoğrafa özellikle bayılıyorum...

 

kocaman tarlada tek başına...

pirinç tarlalarında kanocular...

tarlalarda sadece pirinç toplayıcısı olarak değil aynı zamanda kano taşımacısı olarak da çalışıyorlar...

 

tarlaların ortasında çamaşırlarını yıkayan bir Tana kadını..

Çamaşır yıkayıp yerlere asmak çok sık karşılaşabileceğiniz bir durum Madagaskar'da... her su kıyısının kenarında çamaşır yıkayan ve çamaşırlarını suyun kenarındaki yeşilliklere asan bir çok kadın ve erkek gördüm... hatta kendim bizzat, serüvenimin yedinci gününde nehirde leş gibi olmuş şortlarımı yıkayıp en yakın çalılıklara astım kurumaları için... şortlarımdan biri kullanılmaz durumda çünkü suyun rengini aldı... artık kırmızı yerine kahverengi bir şortum var...

 

 

 

 

 

 

gördüğünüz gibi Tana nehir kenarları çamaşır cenneti... ve fotoğraf...

Şehirde ve yol üzerinde irili ufaklı birçok market ve dükkan var... insanlar buraları hem sohbet mekanı hem de alışveriş yapmak için kullanıyorlar... sohbetler her zamanki gibi yüksek sesle ve hiç nefes almazlarmış gibi devam ediyor... sanki Tana'nın her yerinde büyük bir olay ya da tartışılacak bir durum varmış gibi hissediyorum onlar konuşurken...

bir internet kafe... renkli A4 fotokopi 500 Ar yani 0,2 Avro...

bir sokak fıstıkçısı daha...

daha yeni bitirdim bir kutu fıstığımı ama içimden aç gözlülük etmek geçiyor...

yeni bir pazarlık yaklaşık yarım saat süreceği için girişmiyorum...

hediyelik eşya satıcıları...

o kadar çok olasılık var ki satın alınabilecek, tomar tomar paranızın bitmesi sadece yarım saat alıyor.. tecrübeyle sabit...

başka büyük bir alışveriş merkezi...

hotely denen restoranlarda her çeşit yemek bulmanız mümkün...

bunlar da resmi, üniformalı belediye çalışanları... bu arada Tana'da logarlara dikkat etmek lazım, hiçbirinin kapağı yok... halk satmak üzere çalıyormuş konulan logar kapaklarını...

müşteri bekleyen dolmuşçular...

pirinç tarlalarından evlerine erzak götürenler...

zebu çobanları...

ve bir dolu bebekli anne...

Sadece Tana'da 20 gbyte fotoğraf çekince, sizi aşırı dozda imaja boğmuş olabilirim belki ama Tana ya da Madagaskar başka şekilde anlatılamaz gerçekten... bir sonraki bölümümüzde Tana'lı çocukların durumuna bakacağız... Mimari ve şehrin genel gezintisi ise Tana serüvenimizin sonunu oluşturacak, en azından önümüzdeki sekiz gün için...

Şimdi biraz da aylak aylak gezen ya da sürekli oturan tembellere bakalım biraz... Madagaskar'da insanlar her yere yürüyorlar gibi görünüyor... ya yürüyorlar ya da sabahın üçünde koşmaya başlıyorlar... Tana Antsirabe arası yolu sabah üçte ikinci kez alırken fark ettim... sanki maratona hazırlanıyor gibi karanlığın içinden koşarak arabanızın yanından geçiyorlar... çok çok garip bir durum.. biri değil ikisi değil bütün halk koşuyor sabahın üçünde... ama biz aylaklara bakalım:)

oh ne ala mualla... millet çalışsın siz oturun...

sadece yaşlılar değil gençler de hiçbir şey yapmadan oturuyorlar...

oturmasalar da öylece durup etrafa bakınıyorlar...

karpuz yata yata...

ohhhhh her şey rüya gerisi yalan dünya...

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics