gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 31 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



DÜNYANIN İLK TAPINAĞI GÖBEKLİ TEPE- URFA

Yazdır PDF

Misak-ı Milli Sınırları - Güneydoğu Anadolu

YER: 12.500 YIL ÖNCE YAPILMIŞ VE YAPILDIKTAN 2000 SENE SONRA ÜSTÜ ESRARENGİZ BİR ŞEKİLDE KAPATILMIŞ OLAN DÜNYANIN İLK TAPINAĞI GÖBEKLİ TEPE - ŞANLIURFA

TARİH: 01.09.2011

FOTOĞRAFLAR: ÜZERİNDE "GÖBEKLİ TEPE WEB SİTESİNDEN ALINMIŞTIR" YAZILI OLMAYAN BÜTÜN FOTOĞRAFLAR BANA AİTTİR.

Yaşam şaşırtıcı garipliklere gebe her an... bu sebeple geçen her an bize bir sürprizle gelebilir... hayallerimizin gerçek olması gerçekten bir “an” meselesidir... ne kadar yaklaşacağın ya da hayalini gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğin biraz yazgı biraz da ne kadar gönülden istediğinle ilgilidir bana kalırsa... bunları neden yazıyorum... Göbekli Tepe de benim için o hayallerin gerçekten istediğinde yaşamının bir parçası haline geldiğinin ve gerçekleştiğinin bir kanıtı... hem arkeolojik değeri açısından dünyayı hem de varlığı sebebiyle benim dünyamı etkilemiş bir mucize...

Alice harikalar diyarında: Göbekli Tepe...

Bundan yaklaşık bir sene önce, içimde çılgınca yanan bir alevle bir rüya gördüm... rüyamda “T” şeklinde dikili taşların arasında ve dolunay ışığında yürüyordum... aslında iki tane dolunay ve büyükçe bir yıldız aydınlatıyordu yolu... manzara o kadar muhteşem ve korkutucuydu ki...kesif bir lacivert ve arada süzülen ışık hüzmelerinin aydınlattığı dikili taşlar ve yuvarlaklar... etrafımda bir sürü insan vardı ve fısıldaşıyorlardı... etrafta daha önce hiç görmediğim büyük hayvanlar da vardı ama ben onlardan korkmuyordum... hayvanlar da fısıldaşıyorlardı... milyonlarca fısıltı uğultuya dönüşüp beni rüyamdan uyandırana kadar hayretle ve derin bir heyecanla bu yapıların ortasında dolaşıp durdum... amaçsız, hafif ve küçük bir tedirginlikle...

Bu rüyadan birkaç hafta sonra çok gitmek istediğim Güneydoğu Anadolu ile ilgili nette araştırma yaparken Göbekli Tepe'ye rastladım ve kanım dondu... daha önce de rüyamda hiç bilmediğim yerlere gitmiş ve bu yerlerin gerçekten var olduğunu görmüştüm ama bu kadar canlı ve gerçek olması beni inanılmaz ürküttü...hatta bir keresinde nasıl bir alakaysa annemin büyük halası Seher Hala ile Arjantin'de bir dağa çıkmıştık rüyamda ve ertesi gün nette o dağın aynısını ve ruyamdaki şekilde giyinmiş insanların neredeyse aynısını gördüm... gene de bu Göbekli Tepe durumu farklıydı... Arjantin hala yaşıyordu ama Göbekli Tepe artık üzerinde yaşam bulunmayan bir alandı... peki o insanlar ve hayvanlar da neyin nesiydi diye düşünmeden edemedim... bir sene önce rüyam için düşündüklerimi şimdi Göbekli Tepe'nin ardındaki büyük gizem için düşünüyorum...

gördüğüm "T" şekilli kayalar işte bunlardı... şimdi bile tüylerim diken diken oluyor...

Rüyayı gördüğüm sıralarda bir akşam Beyoğlu'na indim arkadaşlarımla... işin daha tuhaf kısmı işte burası... sen bir şeyi gönülden isteyince rüyan da gerçekler de sana olanak sunmaya başlıyor... Bilal Barak çok sevdiğim arkadaşlarımdan biridir ve ilk çağ tarihiyle ilgili okumayı çok sever, bir kitap almış... Göbekli Tepe ile ilgili bir gerilim romanı... kalbim iyice yerinden çıkacak gibi oldu... önce rüya, sonra Göbekli Tepe'yi buluşum, şimdi de bu kitap... kitabı Bilal'den aldıktan sonra okumak geceli gündüzlü hiç durmadan üç günümü aldı... üç gün sonra artık iyice kafama koymuştum... Göbekli Tepe'yi mutlaka görmeliydim... bu turu seçmemin tek nedeni özellikle sadece bu turun Göbekli Tepe'yi programa dahil etmiş olmasıydı... bir taşla dokuz kuş... beş günde dokuz şehir ve en önemlisi Göbekli Tepe'de geçirilecek bir saat... rüyam gerçek oluyordu...

işte bu da kitap...

Israrla tavsiye ederim Tom Knox'un orjinali "The Genesis Secret" adıyla yayınlanmış kitabını...Pegasus yayınlarına da ayrıca teşekkürler...yazarı da enteresan bir adam...bilim, arkeoloji, okültizm, din gibi konuları birleştirip muhteşem gerilim romanları yazıyor hatta bana kalırsa bu konuda Dan Brown gibi dev bir yazarı solda sıfır bırakacak kadar sürükleyici ve bilgi verici yazıyor... kendisini daha yakından tanımak için kişisel web sitesine göz atabilirsiniz... kitap iyi kurgulanmış ve İrlanda'nın kale harabelerinden Türkiye'nin güneydoğusuna uzanan bir tarih, bilimsel çalışma, arkeoloji ve dinsel gizem kitabı... kitabın içinde Yezidi kültüründen çok eski kurban ayinlerine, Mayalardan gizemli keşiflere kadar her şey var... sıkı bir gerilim.. insan elinden bırakamıyor... işin güzel kısmı, tarih ve arkeoloji ile ilgili verdiği bilgilerin gerçek olması...  ama biz şimdi dönelim Göbekli Tepe gizemine...

Dünyanın bilinen en eski gizemleri henüz 4000 ya da maksimum 5000 yaşındayken Göbekli Tepe neredeyse 12.500 yaşında... öncelikle bunu bilmek bile insanın merakını uyandırıyor... İngiltere'nin Wiltshire bölgesinde bulunan Stonehenge yaklaşık 4000 yaşında... Mısır'daki piramitler 4500 yaşında... Göbekli Tepe'nin keşfine kadar bilinen en eski megalitik tapınak ise Malta'da bulunmakta ve sadece 5000 yaşında... bu durumda Göbekli Tepe karşılaşabileceğimiz en eski anıt yapıdan 7500 yıl kadar büyük... şu an, bu yazıyı yanımda Göbekli Tepe'ye çıkarken yerden aldığım bir taşa dokunarak yazıyorum... bu taş da en az o kadar yaşlı... taşı kokladım, tadına baktım, uzun uzun inceledim, hayallere daldım turdan döndükten sonra... belki saçma ama tarih öncesi döneme yani milattan önce 200.000 ve 3000 yılları arasındaki döneme olan aşırı ilgim ve sevgim bu taşta vücut buldu... şimdi o tarihi kelimenin tam anlamıyla elimde tutuyorum...

Göbekli Tepe'ye yol alırken kalbimin gürültüsünü neredeyse yanımda oturan arkadaş duyacak gibiydi... yukarıda anlattığım sebeplerden ve her şeyden önce bu kadar eski bir tarihe tanıklık edeceğimden dolayı çok mutlu ve hevesliydim... öncelikle dikkatimi yol boyunca hiçbir yerleşim yerine rastlamamış olmak çekti... dünyanın ilk tapınağına insanlar kilometrelerce alanda hiçbir yerleşim yerine rastlamadan yürüyorlardı... tıpkı Müslümanların kutsal haç yolu ya da Hristiyanların Fransa-İspanya arasında bulunan Santiago yolu gibi insanlar buraya günlerce yürüyerek geliyor olmalıydılar... sahip olduğumuz her türlü donanım ve teknolojiye rağmen, 12.500 yıl önce buraya ibadet etmek için kilometrelerce yol kat eden insanların inanç bakımından bizden çok daha şanslı olduklarını ve inançlarına bize kıyasla tamamen canı yürekten bağlı olduklarını düşünmeden edemedim... inancım uğruna Mekke'ye yürümek durumunda olduğumu düşünemiyorum mesela ama insanlar bu şekilde yaptıkları ibadetin kıymetini daha iyi anlıyorlarmış bana kalırsa... Göbekli Tepe Tümülüsü'ne giden yolu beraber kat edelim isterseniz... buz devrinin bitişine ve neolitik dönemin başlayışına tanıklık edelim...

Göbekli Tepe'yi ortaya aldığımızda doğu cephesinden görünüm...

Güney cephesi...

Kuzey cephesi...

Batı cephesi... gördüğünüz gibi alanın etrafı bomboş... kilometrelerce hem de...

Göbekli Tepe Şanlıurfa ilimize yaklaşık 15 kilometre uzaklıkta merkeze bağlı Örencik Köyü yakınlarında bir tepeye kurulmuş... belirgin bir yere kadar gelen asfalt yol yerini yeni açılmış tek arabalık patika yola bırakıyor... yolun yaklaşık son iki kilometresi bu toprak olan tali yol... arabanızla rahatlıkla gidebilirsiniz... fakat toplu taşıma aracı göremedim yolda, sanırım Şanlıurfa'da bir taksi ile anlaşabilirsiniz gelmek için...

girişteki tepeden...

Göbekli Tepe arkeolojik olarak çanak çömlek öncesi neolitik A dönemine (m.ö. 9600- 7300) ait... bu arkeolojik alanın keşfinden önce avcı-toplayıcı diye adlandırılan ilkel dönem insanlarının böyle bir yer inşa edebilecekleri, bu derece sanatsal eserler ve mimari yapıtlar ortaya çıkarabilecekleri hiçbir bilim adamı ya da arkeolog tarafından düşünülmüyordu... Göbekli Tepe bir tapınak olarak inşa edildiğinden, yerleşik hayata geçmiş ve tarımla uğraşan insanlar gibi karmaşık dinsel ritüelleri olabileceği de tamamen kabul görmeyen bir gerçekti... oysa milattan önce 9000'li yıllarda yapılmış bu tapınak avcı toplayıcı toplum insanına ilişkin bütün bilgilerimizi sarsıp onları yeniden gözden geçirmemiz gerekliliğiyle karşı karşıya bıraktı insanoğlunu... taş devrinden kalma bu tapınakların "T" biçiminde ve tek bloktan yontulmuş olmaları, metal kullanımı henüz başlamamış o devirde böylesine ustaca bir yapının nasıl yapıldığı gizemini sorgulatıyor insana... ve henüz cevabının bulunmamış olması da benim için çıldırtıcı bir merak durumu...

Buranın bulunuş öyküsü de Türkiye'deki diğer tarihi alanların bulunuş öyküsüyle aynı kaderi paylaşıyor maalesef... ya bir tarla sürerken ya da bir temel kazarken bulunuyor ülkemizde böyle değerler ve bulunan her değer "taş" mantığıyla müzelerin bir kenarına atılıyor... buranın öyküsü de aynı... her ne kadar rehberimiz bizlere biraz fantastik ve yanlış bilgi vermiş olsa da bilginin gerçeği şu: 1986 yılında Mahmut Kılıç isimli bir çiftçi kara sabanla tarlasını sürerken 75 santimetre büyüklüğünde bir heykel bulup Urfa Müzesi'ne teslim ediyor... bu heykel müzeyi gezen Alman arkeolog Schmidt'in dikkatini çekiyor ve heykeli ve alandan topladığı taş parçalarını karbon testi için Almanya'ya götürüyor... test sonucu bu derece inanılmaz çıkınca 1995 yılında burada kazılara başlıyor... kazılar genelde daha az sıcak olan eylül ve ekim aylarında yapılıyor...

 

Arkeologlar boyları 3 ila 6 metre arasında değişen bu T biçimli megalitlerin, sütunlarda görülen kol ve el tasvirleri sebebiyle insan figürleri olduğunu düşünüyorlar... ortada iki büyük ve yanlarda daha küçük insan figürlerinin dinsel bir ritüeli tasvir ettiği düşünülüyor... kazılarda ortaya atılan en çarpıcı iddia ise Adem ve Havva'nın yasak elmayı yediği "Cennet Bahçesi'nin" Göbekli Tepe'de olabileceği... kazıları 1995 yılında başlatan Alman arkeolog Prof. Klaus Schmidt, İncil'de adı geçen Cennet Bahçesi'nin burası olabileceği görüşündeymiş ve "Göbekli Tepe cennetten bir tapınak" diyor kendisi... Göbekli Tepe'nin yanındaki ovanın adı EDENE ovası... Edene cennet bahçesi olan "ADEN" kelimesinin günümüze kadar ulaşmış hali olabilir pekala... ya da bu isim Hz. Adem'in kovulduğu Adn cennetinden gelebilir... yöre halkından duyduğuma göre de burası Adem ve Havva cennetten kovulduktan ve dünyanın farklı yerlerine atıldıktan sonra bütün dünyayı yürüyüp buluştukları yer... bu bana ilk hikayeden daha mantıklı geliyor... zira Kuran'ı Kerimde açıkça cennet bahçelerinin dünya üzerinde olmadığı ve Adem ve Havva'nın yasak ağaçtan meyve yemeleri sonucu Allah'ın onlara şunu dediği yazıyor El-Araf suresinin 24. ve 25. ayetlerinde: 24. Allah dedi ki: "birbirinizin düşmanı olarak oradan inin. size yeryüzünde bir zaman kadar yerleşme ve yararlanma vardır. 25. Allah dedi ki: "orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan mahşere çıkarılacaksınız."  hem gizemli öyküleri hem de gerekten dünya üzerindeki en eski tapınma bölgesi olması sebebiyle Göbekli Tepe insanda daha çok öğrenmek isteği uyandırıyor...

resimde hayvan figürlü megalitin karşısında bulunan sütunun kenarındaki kol benzetmesi

arkeologlara bu blokların birer insan figürü olduğunu düşündürüyor...

"Gateway to Atlantis" kitabının yazarı Andrew Collins bir röportajında şunu diyor Göbekli Tepe için: " Aslında İncil geleneğine göre dünya üzerindeki yaşam milattan önce 4000 yılında başlar ve bu Göbekli Tepe'nin kuruluşundan 8000 yıl sonradır."

İnsan tasvirleri olduğu düşünülen bu T biçimindeki sütunların ağırlığı 40 ila 60 ton arasında değişiyor... çanak çömlek öncesi döneme dair bildiklerimiz arasında o dönemde mağaralarda yaşayan insanların taş aletler kullandıkları bilgisi mevcut... bu nasıl bir ibadet ihtiyacıdır ki boyu 6 metreye ve ağırlığı 60 tona yaklaşan kaya kütlelerini taşla yontup bir tapınak yaparsın... hayret verici derecede muhteşem bir bilgi bu... ilkel el aletlerinden başka bir aletin olmadığı bu dönemde sütunların nasıl tasarlandığı ve dikildiği arkeologlar tarafından henüz çözülememiş bir muamma... Sanat Tarihi uzmanı Sait Rızvanoğlu'nun konu hakkındaki görüşleri ise şöyle: "Burasının arkeoloji dünyasına bomba gibi düşmesinin daha önemli bir nedeni var. Neolitik dönemde insanlar yerleşik hayata geçmeye çalışıyorlardı. arkeologlar bugüne kadar insanoğlunun yerleşik hayata geçmesindeki en önemli faktörün korunma ve açlık güdüsü olduğunu söylüyorlardı. fakat Göbekli Tepe'de bu anlayış yıkıldı. insanların ilk yerleşik hayata geçtiği dönemde dinsel bir tapınak yapılıyor. bu durum, sadece açlık ve korunma içgüdüsüyle değil, dinsel ihtiyaçlar dolayısıyla da yerleşik hayata geçtiğini gösterdi. genel tabu yıkıldığı için bu bilgi devrim sayılır."

Tapınakta sadece insan figürleri yok... aynı zamanda boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, turna kuşu ve yaban ördekleri gibi yabani hayvanların tasvirleri de bulunmakta megalitlerin üzerinde... taşlar üzerine kazılan bu hayvan şekillerinin yanında aynı zamanda üç boyutlu başka betimlemeler de bulundu... örneğin sütunun yan tarafından aşağı doğru inen bir aslan kabartması...bu plastik sanatların ilk örneğinin de Göbekli Tepe'de bulunduğu anlamına geliyor... hem avcı toplayıcı ol sadece yaşam mücadelesi ve yemek ve yatacak yer bulmaya çalış göçebe göçebe, hem de tapınağının üzerine muhteşem detaylı tasvirler çiz... olacak iş değil... ama olmuş... üstelik bu kadar çeşitli hayvan kabartmasının başka hiçbir yerde bulunmadığını belirtiyor arkeologlar... hayvan totemlerinin o dönemdeki toplum yaşamında önemini belirten yazıyı okuyabilirsiniz...

kuş ve boynuzlu bir hayvan tasviri...

boğa tasviri...

yaban domuzu tasviri...

boğa, tilki ve leyleğe benzer bir kuş tasviri...

tilki tasviri...

aslan kabartması... ya da timsah...

akrep ve kuş tasviri...

arkeologlar bu hayvan tasvirlerini inceleyip o dönemde bu hayvanların henüz evcilleştirilmediği sonucuna varmışlar...

Göbekli Tepe'deki tapınakları yapanların tam olarak kimler olduğu bilinmiyor... bu konuda sadece tahminler var... örneğin avcı toplayıcı toplumun şamanik bir düzende organize oldukları tahmin ediliyor... yani onlara göre bu düzenin arkasında şamanik bir dini lider var... Göbekli Tepe o dönemde insanların hiyerarşik bir düzende belirli sınıflara göre organize olduklarının da bir göstergesi...yani bu sütunların yapılması ve taşınmasında da bu şamanik organizasyonun hiyerarşik düzeni olabileceği düşünülüyor... her işlem için belirli bir grubun çalıştığı ve idareci rahiplerin tüm topluluğu ve aynı zamanda törenleri yönettiği bir sistem olasılığı öngörülüyor...

Bazı arkeologların tezi ise buranın ölü gömme yeri olduğunu öne sürüyor... ama şimdiye kadar henüz ölülere ait kemikler bulunmamış... bu her an keşfedilebilir çünkü 1995 yılındaki ilk kazılardan beri Göbekli Tepe tapınağının sadece yüzde onu kazılmış... şu ana kadar sadece altı tapınak ortaya çıkarılmış ve bu tapınaklar A,B,C,D tapınakları olarak adlandırılmış... jeomanyetik araştırmalar toprağın altında en az on dört tapınak daha bulunduğunu ortaya çıkarmış... tapınaklar genellikle dairesel formda... stonehenge'de olduğu gibi... bazıları ise spiral biçiminde içe doğru kıvrılıyor... hepsinin ortak özelliği ise hiçbirinin çatısının bulunmaması...

Tapınakların ortak özelliğinin çatısı olmaması olduğunu söylemiştim... peki sizce bu kadar eski bir tapınakta ve bu tepedeki hava koşullarında bu tapınak nasıl böyle canlı ve harap olmamış kalabilmiş... cevabı basit ama bunun neden bu şekilde yapıldığı sorusu hala bir gizem... tapınaklar yapılış yılından yaklaşık iki bin yıl sonra yüzlerce ton toprak ve çakmak taşları ile tamamıyla gömülüyor... eşmerkezli duvarlar ile çevrilen bu tapınakların gömülmesinden sonra Çayönü, Halan Çemi ve Nevali Çori'de benzer biçimde kült yapıların inşa edildiği biliniyor... Göbekli Tepe'nin bu yapıların atası olma ihtimalinin büyük olduğunu söylüyor arkeologlar... Tom Knox'un kitabında bu gömülme olayının sırrı çözülmeye çalışılıyor Rob Luttrel adındaki bir gazeteci tarafından... merak edenler okusunlar, ben buradan yazmayacağım... kötü müyüm ne:)

 

 

Tapınağın etrafında herhangi bir köy, yerleşim alanı ya da yapı bulunmadığını söylemiştim... fakat bu resmin sol yanında bulunan bir ağacın altında iki tane mezar var... mezarların kime ait olduğu bilinmiyor fakat Tom Knox kitabında burayı korumakla görevli ırkın Yezidiler olduğunu ve tapınağın sürekli olarak korunduğunu söylüyor... belki de bu mezarlar bu Yezidilere aittir... bu mezarların gizemini sizin hayal gücünüze bırakıyorum...

Tapınağın girişinde bulunan bazı yapıların günümüze kadar ulaşamadığı söyleniyor... belki de bunlar yeterince kapatılamamış ve yaşamlarını sürdürememişlerdir... bunlar bana birer sunakmış gibi göründü... ya da belki de henüz kazılamadığı için onların ne oldukları hakkındaki bilgimiz, aslında Göbekli Tepe ile ilgili her bilgi gibi hayal gücümüzle sınırlıdır...

 

 

 

Tarihe bakış açımızı ve ilkel dönemlere ait düşüncelerimizi kesinlikle kökünden değiştirecek bir buluş Göbekli Tepe... her ne kadar Alman arkeologlara teşekkür de etsem bu değerleri bizim yetiştirdiğimiz arkeologların bulmasını ve değerlendirmesini isterdim... maalesef bu bilinç üniversite mezunu insanlarımızda bile henüz gelişmemiş... tarihe "taş" diyen bir toplum elbette gizemlerini çözmek için başkalarına muhtaçtır daima... bu taşlar kutsal metinler dışında dünyaya geliş ve burada bulunuş amacımızı öğrenmeye bizi yaklaştıracak yegane araçlar... ve biz bu bilgilerin pek çoğundan mahrumuz... ben kendi adıma Göbekli Tepe'ye gitmiş ve atalarımızın ilk tapınağına dokunmuş olmaktan çok mutluyum... dünyaya bakış açımı ve geçici bedenlerimizin nelere muktedir olduğunu görmek beni fazlasıyla derinleştirdi ve aydınlattı... Göbekli Tepe'deki gelişmeleri merakla izlemeye ve aktarmaya devam edeceğim... 10.000 sene önce tapınaklarını korumak ya da ileriki dönemlere saklamak için üstünü kapatan bir toplumun ayak izlerini takip etmeye devam edeceğim....

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics