gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 100 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



MARDİN

Yazdır PDF

Misak-ı Milli Sınırları - Güneydoğu Anadolu

Mardin...
Gökyüzüne komşu bir kalenin eteklerine kurulmuş bir taşkent.
Ben orada doğdum. Orada büyüdüm. Orada öldüm.
MURATHAN MUNGAN

Mezopotamya'nın koynunda bir gerdanlık Mardin...

Nazlı nazlı süzülen bir kırlangıç taş kentin semelarında...

Uçsuz bucaksız, zamansız akan tepelerinden ovalarına...

Soluğun kesildiği, canın esridiği unutulmuş bir sevgilinin hayaleti Mardin...

Issız ve özgür bir melankoli...

Akıp giden...

Mardin için ne söylesem az gelir bana hissettirdikleri yanında... Mardinlilerin kentleri hakkında dediği gibi: gece gerdanlık, gündüz seyranlık... Asur kral yollarının birleştiği noktada konumlanmış Gırnavaz Höyük'te gerçekleştirilen kazılara göre milattan önce 4000 sonlarından 7000 yılına kadar kesintisiz yerleşim mevcutmuş Mardin'de... Mezopotamya'nın kuzey sınırını oluşturan dağlık bölgenin eteklerinde bir gelin gibi süzülüyor... çıplak yamaçların süsleyen paha biçilmez bir mücevher...

Sırasıyla Subariler, Sümerler, Akadlar, Elamlar, Babil Krallığı, Hititler, Midiler, Asurlar, Urartular, Sityaniler, Makedonyalılar, Urfa Krallığı diye bilinen Abgarlar, Roma, Pers Doğu Roma, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Selçuklu Türkmenleri, Artuklular, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler, Osmanlı İmparatorluğu ve son olarak Türkiye Cumhuriyeti gibi birçok medeniyetin beşiği olmuş Mardin... bu kadar halkı ve kültürü içinde barındırmış olan Mardin, zaten adım atar atmaz bir zaman makinesinin içine alıyor sizi...

Mardin kentinin çok eski tarihlerden beri yerleşim bölgesi olması sebebiyle, be şehrin adıyla, kuruluşuyla ilgili efsanelerde tarihi, mitolojik anlatımlara sıkça rastlanıyor... bunlardan biri Yunus Peygamberin yılanlarla dolu kenti temizlemiş olmasından kaynaklanıyor mesela... mar yılan anlamına geliyor, mardin ise yılanların yakalandığı yer anlamında... bir başka efsaneye göre Mardin'in adı bu şehri kurmuş olan Sasani kumandanlarından Mardiyos'un adının evrilmiş hali...

Kuruluş efsanelerine gelince... Anadolu'da kentlerin çoğunun kuruluşunun doğal güzelliğine, havasının suyunun temizliğine ve şifalı oluşuna bağlı olduğunu gösteren efsaneler var... Mardin de bu örneklerden biri... bir kralın Mardin adında bir oğlu vardır, bu oğlan amansız bir hastalığa tutulur... ülkenin her yerinden gelen hekimler çaresiz kalır oğlanın derdine... bu genci bugünkü Mardin'in bulunduğu yere getirirler... hayatından ümit kesilmiş olan genç, buradaki ırmaktan su içer, yıkanır, uyur, uyanır, sağlığına kavuşur... saraya geri döner... bu olaydan sonra havası, suyu her derde deva olan Mardin şehri kurulur...

 

Mardin'e akşama doğru girdik... doğru otele yönlenen otobüsümüzden atlayıp kaçmak istedim ama aç, susuz ve bütün gün gezmekten sokak çocukları kadar pistim... gece gezinirim diye düşündüm, hatta turdan birilerini kandırır ve daha güvenli gezerim... ama gerek kalmadı... zaten sabah bizi bir saatten fazla hava alanında bekletmekten dolayı utanç duyan sevgili rehberimiz kendini affettirmek için bizi Mardin gecesini izleyebileceğimiz bir tepeye çıkardı yemekten ve yıkandıktan sonra... Mardin'de kaldığımız Grand Yay otel, Gaziantep Dedeman dışında kaldığımız en temiz ve nezih oteldi doğrusu... şehrin yeni yapılandırılmış, yeni Mardin diye adlandırılan kısmında kalan otel Mardin'de kalınabilecek güzel yerlerden biri...otel hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınız...

Turdaki ikinci günümüzde, Mardin sokaklarında öğlen sıcağı bile olsa herkes keyifle dolaştı... her müze duruşumuzda yaramaz bir çocuk gibi gruptan ayrılan ve kaybolan ben ve tıpkı benim gibi Mardin'i kadrajına sığdırma sevdasındaki ekürim Kübra ile abbaralar arasında kaybolmadan önce Tatlıdere Konağı, Şahtana Ailesi Evi, Mardin Ulu Cami gibi muhteşem yapıların arasında heyecandan kalbimiz çıtladı... geçmişin inançları ve heybeti avlu kapılarında bile görülüyordu...

böyle şık ve ince bir kapı kulbu olsun Yarabbim...


bu da Sıtti Radviye, diğer adıyla Hatuniye medresesi kapısının kulbu...

Mardin'de camiler ve kiliseler yan yana duruyor... dinlerin kardeşliği gerçekten yaşatılıyor bu kentte... kentin yüzde doksanını Süryaniler oluşturuyor... pek çok insanın düşündüğü gibi Süryanilik bir din değil bir ırk... buradaki Süryaniler Ortodoks kilisesine bağlılar... kökenleri beş bin yıl öncesine kadar giden bir toplum Süryaniler... mezopotamya'nın bu bölümünde uygarlığın gelişmesinde çok önemli rolleri olmuş fakat Hıristiyanlığı kabul etmeleri üzerine tarih boyunca baskılara maruz kalmış ve önceki etkinliklerini kaybetmişler bu topraklar üzerindeki...günümüzde dünyanın değişik bölgelerinde dağınık olarak yaşamalarına rağmen yine de büyük çoğunluk hala Mardin ve civarında yaşamakta...

kilise çanı ve minare şerefesi yan yana...

Mardin'de sokaklar o kadar dar ki, çöp temizlemek için bile herhangi bir taşıtın girmesi mümkün değil... bu sebeple Mardin Belediyesi'nin bünyesinde daracık sokaklardan çöp taşımak için kadrolu katırlar var... sanırım bu katırlar KPDS, KPSS gibi sınavlara tabi tutulmuyorlardır... onlardan istenen tek şey dayanıklılık ve minimum inat... bu katırlar gerçekten kadrolu ve kendilerine maaş bağlanıyor aylık yiyecek parası olarak... katırı süren arkadaşa sordum, nedir adı, dedi Nazlı... bir katıra verilebilecek en enteresan isimdir herhalde Nazlı...:)

NAZLI...

Nazlı ve ekürisi yollarda...

Gerçekten sokaklar o kadar dar ki bazen iki insan yan yana zor yürüyor... her yer labirent gibi, zira Kübra ile fotoğraf çekme sevdasına kaybolduğumuzda yolumuzu bulabilmemiz yirmi dakika aldı...  hatta şu şekilde bir muhabbete de girmek zorunda kaldık mis gibi incirleri satın aldığımız mahalle bakkalıyla... kaybolduğumu anlayan tur arkadaşlarım teker teker beni aramaya başladılar ve sağlık ocağının yanına gelmemi söylediler... ben bakkalcı amcaya sordum: "sağlık ocağı nerede?" bakkal sordu: "beş tane var hangi sağlık ocağı?" ben hemen arkadaşlarımı aradım... dediler ki caminin yanındaki sağlık ocağı... dedim "caminin yanında olan nerede?"  kahkahayı bastı bakkal amca: "her sağlık ocağının yanında bir cami var, hangisi ki?"  haydaaaaa... hemen arkadaşları aradım... dediler pembe boyalı olan... hemen bakkala döndüm, dedim "pembe boyalı olan"  adamcağızın kahkahası daha da bir gürleşti, dedi "sağlık ocaklarının hepsi pembedirrr..." çıldırma raddesine geldiğimden arkadaşları arayıp bana etrafta çeşme, medrese ya da çarşı olup olmadığını öğrenmelerini istedim... nihayet tur boyunca bizi sürekli kaybeden rehberimiz arayıp bana anlamadığım başı "s" ile başlayan bir çeşme adı söyledi... o kadar daraldım ki çeşme adını unuttum... bir daha aramaya da çekindim... ben yolu bulup gidene kadar o çeşme sembusek, seşbuşek, sembedir, sevedir, seredup gibi garip isimlere bürünse de çeşmeyi sorduğum her Mardinli kah gülümseyerek kah kahkaha atarak bana yönümü buldurdular... Allah hepsinden razı olsun....

Fotoğraf çekerken abbaralarda kaybolduğum arkadaşım Kübra...Hazır laf abbaralara gelmişken, Mardin'in geleneksel mimari yapısının sembolleri olan bu harika geçitlere bir göz gezdirelim...geçiş ya da geçit anlamına gelen bu abbaralar Mardin'in sokaklarının incileri gibi sıra sıra dizilmiş... birbirine bağlanan ve bitmeyecekmiş gibi görünen bu tüneller evleri, sokakları, aileleri, sevgilileri birbirine bağlıyor...bana çok romantik ve anlamlı geldi bu abbaralar...



abbaraların alt kısmı kamuya aittir...üst kısmı ise özel mülkiyet...

özel mülkiyetle kamu alanlarının birbirinin içine bu kadar girdiği ama gene de kargaşa çıkmayan başka bir yer biliyor musunuz Türkiye'de?

şimdi abbaralarda kaybolalım...

 

 

 

 

 

Dünyanın hangi şehrinde sokakta yürürken bir evin yatak odasının ya da misafir odasının altından geçilebilir ki? abbaralar, yani üstü bir evin herhangi bir odası olan bu geçitler, size dünyanın herhangi bir yerinde yaşayamayacağınız bir dokunma alanı sağlar... sokakta yürürken gerçekten birinin evinin içine dahil olur, belki de hikayelerine ortak olursunuz... sevinçlerine, kederlerine, kızgınlıklarına, coşkularına tanık olursunuz... dünyanın kaç şehrinde bir merdivenden indiğinizde bir caminin çeşmesine ya da avlusuna, diğerinden indiğinizde bir kilisenin çay ocağına ya da bir medreseye girebilirsiniz ansızın? Mardin'de.....


Şimdi de Mardin'in daracık sokaklarında gezinelim ve Mezopotamya'nın güzelliğinde kendimizi bulalım... yeterince kaybolduk ne de olsa....

çeşitli çarşılar... bayram dolayısıyla kapalılar...

Cemil İpekçi'nin Mardin'deki evi...

 

rengarenk Mardin sokaklarında yürümek güzel bir rüyadan uyanmamak gibi...

 

 

 

 

 

 

Mardin sokaklarında çocukluğumu hatırlatan objeler...

dükkanlar bayramda... benim içim daha bir bayram sabahında...

1890'da Mardin'de toplumsal yapı adlı yazımda bahsettiğim mimar Lole tarafından

Şahtana ailesi için yapılmış ev 1953'ten beri PTT binası olarak kullanılıyor...

Şahtana Ailesi Evi

bu kubbelerde kimin ruhu takılı kalmaz ki?

MARDİN BEN SENİ ÇOK SEVDİM... SEN DE BENİ SEVDİYSEN BİR DAHA BULUŞALIM MI?

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics