gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 23 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



MİDYAT-MARDİN

Yazdır PDF

Misak-ı Milli Sınırları - Güneydoğu Anadolu

YER: MARDİN İLİ MİDYAT İLÇESİ

TARİH: 30.08.2011 GÜN: İNANILMAZ AMA HALA 1

Bilinen ilk yazılı belgelerden, tarihi milattan önce dokuzuncu yüzyıla kadar gerilere gittiği anlaşılan Midyat daha önce hiçbir Türkiye şehrinde görmediğim güzellikte taş evlere ve ıssızlığına rağmen huzur verici bir havaya sahip... Asur kralı II. Aşurnasipal milattan önce 879 yılında "Matiate'yi ve köylerini buyruğum altına soktum, bol ganimet edinip, onları yüklü bir haraca ve vergiye bağladım" der gururla yazıtlarında... Midyat, dünyanın en eski yerleşim bölgesi olan verimli yukarı Mezopotamya'da yer aldığı için tarih boyunca Sümerler, Asurlar, Urartular, Makedonyalılar, Persler ve Romalılar gibi birçok uygarlığın egemenliği altına girip çıkmıştır...

Midyat'ın isminin çıkış öyküleri arasında en sevdiğim, dinlerin birleştirici alanı olduğu için anlamı "ayna, yansıtan" olan ve Arapça, Süryanice ve Farsça karışımından meydana gelen "mariat" adının günümüze kadar evrilmiş olması... başka bir rivayete göre de Midyat mağaralar kenti anlamına gelen "matiate" kelimesinden değişerek günümüze kadar gelmiş... bu görüş, milattan önce 9. yüzyılda Midyat'tan bahseden Asur yazıtlarında bulunan isim sebebiyle benimsenmiş... yani ismi de kendi de kültürü de çok eski ve kadim Midyat'ın...

Ben Midyat'ı çok sevdim... daracık sokaklarına vuruldum... göz alabildiğine uzanan ıssız ve huzurlu doğasına... el ele dizilmiş camileri ve kiliselerine... Süryani komşunun Türk komşusundan süpürge alışına sevgiyle... ben Midyat'ı çok sevdim... keşke daha fazla vaktim olsaydı buralarda gezecek, koca Midyat iki saate sığmadı tabi... 4000 senelik tarih öyküsünü sırt çantanda okula götürebilir misin hiç???

Rehberimiz tur arkadaşlarıma telkari alışverişi için serbest zaman verdiğinde aklım alışverişte değildi tabi... Midyat sokaklarına vurdum kendimi... tura başladığımızdan beri ilk defa tam olarak özgür hissediyordum... her güzel şeyi paylaşmayı çok sevdiğim insanları aradım hemen, annemi, Nazo'yu... onlara Midyat sokaklarının hoşgörüsünü, çocukların şen kahkahalarını ve on yıllardır görmediğim sokak zincircisinin (elle çevrilen bir çeşit zincirli salıncak) önündeki itiş kakışı anlattım oradaki çocukların heyecanıyla... biraz daha zayıf olsam kesin binerdim sokak zincirine... çocukken korkardım, büyüdüm sığmaz oldum...

 

 

 

Dolaşmak için sadece iki saatimiz olduğundan bu neşeli bayram çocuklarının yanından homurdanarak ayrıldım... rehberimiz bizi Sıla dizisinin çekildiği konağa doğru yönlendirdi... tur süresince adetim olacağı gibi yine oraya buraya takılmak yüzünden uzaktan izledim grubumuzu... zaten tur süresince "entel-dantel" ya da "özgür kız" gibi isimlerle çağrıldım hep... neyse dönelim Midyat'a... Sıla evine doğru yürürken gördüğüm kapılara da bayıldım... kapıların birinin fotoğrafını çekerken, içeriden beni düşman adleden bir oğlan çocuğu Arapça anlamadığım şeyler bağırarak yüzüme kapıyı kapattı... büyüklerin hoşgörüsü 21. yüzyıl çocuklarına sirayet etmemiş henüz diye düşünüp gülümsedim...

çocuk beni fark ediyor... evini koruma iç güdüsüyle...

çok kızgın evine fotoğraf makinesini dikmiş bu yabancıya...

kapıyı hırsla kapatıyor...

onu anlıyorum aslında... sadece evinin sınırlarını ve mahremini koruyor...

böyle kendine has ve ardına kadar açık kapılara alışkın olmayan şehir insanının, mahremine saygısızlığını daha fazla görmek istemiyor belki de...

ben de kapalı kapıların fotoğrafını çekmeye karar veriyorum...

çocuk beni kendime getiriyor...

ama kapılar neredeyse hep açık ve güven veriyor...

 

 

 

 

Sıla Evi'ne nihayet vardığımda evin- ev demek ayıp olur aslında- konağın ince tasarlanmış güzelliği karşısında dilim tutuldu... aslında gezilecek onca yer varken popüler dizi kültürünün meşhur ettiği bu eve gelmeyi çok anlamsız bulmuştum ama bu düşüncem eve girince detayların çokluğu sebebiyle yerini fotoğraf çekme isteğine bıraktı... sarımsı kalker taşından yapılan evde,  taşın yumuşaklığı sebebiyle işlenmesinin kolay olmasının her türlü avantajı kullanılmış... kalker taşı çok kolay işlenecek şekilde yumuşakmış ama ocaktan çıkarılıp işlendikten ve evde kullanıldıktan bir süre sonra sertleşiyor ve çok sağlam bir yapı oluşturuyormuş... Midyat evlerinde herhangi bir sıva malzemesi kullanılmıyor zira gerek yok çünkü taşın safran rengi zaten çok güzel ve sağlam...

Midyat evlerinde ahşap kullanılmamış, bunun sebebi ağaçtan yoksun olmaları değil, sadece taş yapı geleneğine sıkı sıkıya bağlı olmalarından kaynaklanıyormuş... Midyat evlerinin başka birçok özelliği var, çok incelikle ve düşünülerek yapılmışlar... hiçbir evin gölgesi diğerinin üstüne düşmezmiş... onun yerine evleri, sokakları güneşten koruyacak şekilde yapmışlar Midyat'ın sıcak günlerinde rahatça dolaşılabilsin diye... evler genelde iki katlı ve tavanları çapraz tonozluymuş... alt kat hayvan barınağı ve kiler olarak kullanılırken, üst katlar kalker taşının yazın soğuk kışın sıcak tutması nedeniyle rahatlıkla yaşama alanı olarak kullanılıyormuş...

 

detayların inceliğine bakar mısınız...

Midyat evlerinin başka bir özelliği de mimari anlamda Hırist Süryani imzasını taşıması... Mardin evlerinin hepsinde, güneye yani kıbleye bakan cephelerinde mihrabı andıran nişler inşa edilmiş olmasına rağmen, Midyat evlerindeki bu nişler Hıristiyanlar'ın kıblesi sayılan doğuya yapılmıştır...

 

 

kutudan yapılmış gibi değiller mi evler?

Manastırlar, kiliseler ve camiler yan yana durmuş Midyat içi ve civar köylerinde... her manastırın bir öyküsü, her kilisenin efsanevi bir rahibi, her caminin bir efsunu var halk arasında... bunlardan en önemlisi, maalesef bizim tura dahil edilmemiş olan Mar Gabriel ya da Mor Gabriel ya da Deyrul Umur manastırı... mar ya da mor Süryanicede aziz demek... doğal olarak bütün manastırların ya da kiliselerin adı mor ya da mar ile başlıyor... bu aşağıdaki de ancak Midyat Kültür evinin çatısından görebildiğimiz Mar Abraham manastırı...

Mor Gabriel ya da Deyrul Umur manastırının adıyla ilgili birkaç efsane okumuştum tura katılmadan önce... öncelikle manastırlara onları yöneten azizlerin isimlerinin verildiğini söylemiştim... Metropolit Batısyanlı Mor Gabriel ölüleri diriltmek, bilinmeyen sırları sezgi yoluyla ortaya çıkarmak, az kaynakla çok kişiyi doyurmak gibi mucizelere sahipmiş... bir çeşit süper güç yani... Deyrul Umur ismi ise yine Süryaniceden geliyor... umur Süryanicede "çok sakin kişilerin barınma yeri" demekmiş... yani sakinler manastırı... tıpkı Akçay gibi...:) bunun dışında etrafta pek çok kilise ve camiyi barış içinde sakinlerini beklerken görebilirsiniz...

merkez Ulu Cami

 

 

Süryani kiliseleri...

Bu Süryani kilisesine biraz ürkerek, ibadet eden ve avluda dinlenen insanları rahatsız etmekten çekinerek girdim... kapıda oturanlar beni hemen içeriye buyur ettiler... ibadet saati olduğu için içeriye girmek istemedim ama korkumun ne kadar yersiz olduğunu insanların gülümseyen selamıma aynı sıcaklıkta karşılık vermeleri üzerine anladım... Süryanilerle ilgili geniş bilgiyi Mardin yazımda okuyabilirsiniz... Midyat sokakları hem bayram nedeniyle hem de sıcak yüzünden epey boştu ama gene de oynayan çocukların ve size el yapımı bilezikler, kolyeler satmak isteyen kızların sesleri ile doluydu... büyükler ikindi üzeri uykusunda olmalılar diye düşündüm... otobüste yan koltuk arkadaşım Ahmet bey bana ve kızına hoş bir bileklik aldı bu çocuklardan... keyifle takıyorum Ahmet bey hediyeniz olan bilekliği:)

kendi yaptıkları takıları satan Midyat çocukları...

Midyat abbaraları... abbaralarla ilgili geniş açıklama Mardin yazısında...

Midyat'ın önemli geçim kaynaklarından biri telkari sanatı... telkarinin sözcük anlamı tel ile yapılan demek... aynı zamanda "vav işi" denmekte, sebebi Osmanlıcadaki vav harfinin, uygulamada sıkça kullanılıyor olmasıymış... vav harfiyle ilgili birşeyler söylemeden geçemeyeceğim, bana çok anlamlı geldi vav harfi ve telkarinin buluşması...

İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır...

İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür...

Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir...

O yüzden lafz-ı ilahi elifle başlar, elif kainatın anahtarıdır, vav kainat...

telkariciler de vav şekline bürünür teli işleyip güzellikleri oluştururken... hem mütevazıdır vav gibi hem de rahattır ana karnında gibi... teli var edemez ama telden güzellik çıkarır vav gibi...

vav mütevazılığında olmalı insan elife ulaştığı güne kadar... tıpkı bu gülen yüzlü telkari ustası gibi...

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics