gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 28 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



HASANKEYF-BATMAN

Yazdır PDF

Misak-ı Milli Sınırları - Güneydoğu Anadolu

YER: DİYARBAKIR- BATMAN YOLU ÜZERİNDEN HASANKEYF

TARİH : 30.08.2011  GÜN: 1

Diyarbakır'dan ayrılır ayrılmaz rotamızı Batman üzerinden, 2015 yılında sular altında kalması beklenen Hasankeyf'e çevirdik... 6000 yılık geçmişi olduğu tahmin edilen ve Dicle Nehri üzerinde kurulmuş olan Hasankeyf, orta çağın en önemli ticari şehirlerinden biriymiş... milattan önce Medler, Persler, Asurlar ve milattan sonra da Bizans, Artuk, Eyyübi ve Osmanlı egemenliği altına girmiş... 1001 yılında Artukluların hakimiyeti altına giren kentin, 1230'lu yıllarda Eyyübiler'e geçmesi, imarını ve şehrin genel yapısını çok geliştirmiştir... Hasankeyf'le ilgili genel bilgiler verirken, aynı zamanda benle birlikte Diyarbakır- Batman yolunu gezmenizi isterim... dağlık, sert ama peri masalımsı doğa insanı tarihin dehlizlerinde dolaştırırken, heyecandan nefesiniz kesiliyor...

Hasankeyf denizden 520 metre yükseklikte, güneyde Midyat sıradağları ve kuzeyde Raman sıradağları arasında serpilmiş bir kentmiş eskiden... 1990'da Batman'ın il olmasıyla, Cumhuriyet döneminin bucaklarından olan Hasankeyf bir ilçe halini almış... 18 köyü ve 7 mezrası ile Hasankeyf küçük ama sevimli bir ilçemiz..

Batman petrol çıkarılması sebebiyle civar kentlerden daha modern bir kent görünümünde...

Yol üzerinde "at başı" denen petrol arama ve çıkarma makinelerinden gördük sürekli... Batman yolu üzerinde yaklaşık 20 tane bulunuyormuş bu sondaj makinelerinden... görüntüleri çok hoşuma gitmesine rağmen, çocukça bir düşünce de olsa sanki toprağın canını acıtıyorlarmış gibi geldi bana...

Hasankeyf'e yaklaşırken...

İlçe halkı 1969 yılına kadar hem yolda gördüğümüz hem de Hasankeyf kale başı etrafında bulunan mağara evlerde yaşamını sürdürmüş... mağara evlerin içi kaleye çıktığınız zaman rahatlıkla görülebiliyor... hatta Kale Mahallesi muhtarı birkaç sene öncesine kadar buradaki evlerden birinde yaşıyormuş... 1969 yılından sonra devlet tarafından "afet evleri" olarak bilinen 245 adet sosyal konuta yerleştirilmişler... hala mağara evlerde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan birkaç ailenin de çevre kirliliği oluşturdukları gerekçesiyle bu evlere taşınması söz konusuymuş... insana evinde bile rahat yok yani görüyorsunuz... mağara evler gayet serin ve hatta konforlu denecek kadar büyük ve ferah bana kalırsa...

 

 

 

Ilısu baraj gölü suları altında kalacak olan Hasankeyf, Raman dağı eteğindeki 305 hektarlık yeni yerleşim yerine taşınacak... Toki sosyal konutların yapımına başlamış bile... Halfeti barajında gezerken gördüğüm sular altında kalmış minare bana Hasankeyf'i henüz sular altına gömülmeden görebilmiş olduğum için ne kadar şanslı olduğumu fark ettirdi...

toki inşaatlarına başlamış bile...

Otobüste Hasankeyf gibi tarihi bir dokunun sular altında kalmasının iyi mi kötü mü olduğu tartışıldı... şüphesiz enerjiye ihtiyacı bol olan bir ülkede yaşıyoruz fakat rüzgarından ve güneşinden yararlanamadığımız için sular altında kalan o kadar güzel yerin oluşu beni derinden üzdü açıkçası... kavurucu güneş tepemizde, deli rüzgar kulağımızdayken bu yörelerin sular altında eriyecek olan tarihinden doğacak kaybı düşünmeden edemedim... yeni kent planını merak edenler için Hasankeyf Kaymakamlığı'nın hazırladığı belgeseli izleyebilirsiniz... gelelim Hasankeyf'in güzelliklerine ve tarihin parmaklarına...

Hasankeyf adı ile ilgili bazı söylenceler olmasına rağmen asıl adı "HISN KEYFA" yani güzel taş anlamına geliyor... orta çağ İslam tarihçilerine göre doğal kayalardan oluşan sarp kalesi ve korunmaya elverişli coğrafi yapısı nedeniyle bu adı aldığı sanılıyor... Roma tarihçileri buraya Kipas, Cehpa veya Ciphas gibi isimler de vermişler... Süryanice'de kaya veya taş manasına gelen "kifa" kelimesinden de adını aldığını söyleyen kaynaklara rastladım... yani kralın kızını alıp da karşı kıyıya kaçan Hasancan'ın burada keyif çatması üzerine konulmuş bir isim değil Hasankeyf... ki böyle bir efsane de var:)

Hasankeyf'e Batman yolu üzerinden girerken sizi Zeynel Bey Türbesi karşılıyor... Akkoyunlular 1462 ve 1482 yılları arasında Hasankeyf'i hakimiyetleri altında bulunduruyorlar... bu dönem içinde bıraktıkları tek eser, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğlu Zeynel Bey için yaptırılan türbe... eser dıştan silindirik, içten ise sekizgen bir özellik gösteriyormuş... türbenin silindirik gövdesi üzerindeki turkuvaz ve lacivert sırt tuğladan yapılmış kuşakların üzerinde ise Allah, Ahmet, Muhammet ve Ali isimleri yazılmıştır...  şu an çatlakları onarılmadığı için yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya olan bu muhteşem kümbet zaten sular altında kalacağından kimsenin umurunda değil sanırım... birilerinin onu oradan olduğu gibi alıp en azından yeni yerleşim yerinin bir yerinde kullanması gerekli bana kalırsa... çok, çok yazık olacak sular altında kalınca...

 

 

Türbeden kafanızı Hasankeyf tarafına çevirdiğinizde dikkatinizi ilk çeken, dağın tepesine kadar kazılmış bu merdivenler oluyor... sırf bu merdivenlere harcanan emek için bile üzülüyorum buranın sular altında kalacağına...

Zeynel Bey Türbesi, Orta Asya'da Özbekistan'dan Azerbeycan'a kadar, 14. yüzyıl ortalarından itibaren egemen olan klasik mimari bezeme stilinin Anadolu'daki tek örneği durumunda...

turun karizma adamı Mustafa, Zeynel Bey Türbesini izlerken...

42 kişi yeniden hurraaa otobüse doluşup Hasankeyf şehir merkezine doğru yola çıktık... süper şöförümüz Recai abi çarşıların kenarına park edince, yine 42 kişi Hasankeyf çarşılarına dağıldı aniden... dar sokaklı çarşıları geçtiğimizde karşımıza El- Rızk Camisi çıktı... efsanelere konu olan cami minaresinin en önemli özelliği çift merdivenli oluşu... efendim isterseniz bu minarenin efsanesine kulak verelim şimdi de...

Bir gün bir usta bir çırak yetiştirir... çırak ustalaşınca başka öğrenciler bulmak istediği için ayrılmak istediğini söyler ustasına... usta "bunları başkasına öğretirsen benim bir önemim kalmaz" diyerek karşı çıkar bu isteğe... sonra kararı vermek için halkı çağırırlar... halk her ikisinin de çok iyi usta olduğunu, bu sebeple yarışmaları gerektiğini söyler... sanırım bu yörelerde usta ve çırak arası yarışma efsaneleri pek meşhur... çırak kimseye sırrını söylemeden çift merdivenli bir minare yapar... böylece minareye çıkan ve minareden inen birbirlerini göremezler... çırak çift yollu, usta tek yollu yapar minaresini... hatta usta daha bitiremeden çırak tamamlar işini... kıskanç usta bu durumda çırağı öldürmeye karar verir... çırağın minarenin tepesinde olduğunu görüp minareye girer... çırak ustanın elinde hançerle geldiğini görünce ikinci merdivenden aşağı iner... usta tepeye çıkınca kimseyi göremez, bir de bakar çırak aşağıda... "sen nasıl indin" diye bağırır usta, çırak da minareden atladığını söyler... "sen de oradan atlarsan beni öldürebilirsin" der... usta anlar çırağın çift merdivenli minare yaptığını ama gururuna yediremez ve atlar aşağı... boynuz kulağı geçti lafı da buradan gelir denir... efsane deyince böyle daha büyülü şeyler bekliyor insan ama benim duyduğum Güneydoğu efsanelerinin büyük bir bölümü hazımsız bir usta ve onun becerikli çırağı arasında geçiyor nedense...

 

Eyyubi Sultanı Süleyman tarafından 1409 tarihinde yaptırılmış efsunlu caminin söz konusu minaresi...

El Rızk Camisini'nin hemen yanından eski köprüyü ve Hasankeyf şehir merkezini görebileceğiniz bir seyir alanı var... tam burada Hasankeyf'li yakışıklı gençler ve güzel genç kızlar "hello, wasiz yor neym" diye yanınıza yaklaşıyorlar... aslında kendi rehberimizi bırakıp Hasankeyf'li genç delikanlılarla kaleyi ve şehir merkezini dolaşmak kesinlikle iyi bir fikirmiş... zira sonrasında fark ettim ki bu çocukların hepsi kendi tarihlerini ve efsanelerini adları gibi iyi biliyor ve bundan para kazanıyorlar... hem kendilerine hem de şehir ekonomisine katkıda bulunan bu gençler bana umut verdi doğrusu...

Hasankeyf'in güzel genç kızları...

 

rehberim Osman Yavuz...

Osman henüz toklaşmamış ama buğulu çıkarmaya çalıştığı sesiyle bana El Rızk Camisinin terasından gördüğümüz yıkık ve üç ayağı kalmış köprünün orta çağın en büyük köprüsü olduğunu anlattı... 1116'da Artuklu Fahrettin Karaaslan tarafından yapılmış... "genç beyin işte, ben doğum yılımı zor hatırlıyorum, o bir köprünün yapılış yılını bile rahatça hatırlıyor" diye geçirdim içimden... eskiden köprünün ortasında 40 metrelik ahşap bir giriş kapısı varmış düşman saldırılarına karşı...

 

köprünün anayola doğru ilk ayağında yaşayan bir aile var... orada birkaç hafta geçirmeyi çok isterdim...

Yaptığım araştırmalara göre, tarihçiler köprünün üzerindeki taşçı işaretleri ve figürlerinden Artuklulur zamanında yapıldığına eminler... ayrıca köprünün ünlü Malabadi Köprüsü ile benzerliği Artuklular tarafından yapılmış olduğunun bir kanıtı onlara göre... köprünün milattan önceki zamanlarda yapıldığı ve Artuklular'ın üzerine yenisini inşa ettikleri de söylentiler arasında... kim inşa ettiyse etmiş ama zamanında çok görkemli bir köprüymüş kesinlikle...

Çok büyük kesme taşları bulunan köprünün üzerinde bir rivayete göre "bir daha bu kadar büyük bir köprü yapılamayacaktır" yazıyormuş eskiden...

Köprünün hemen arkasında Zeynel Bey Türbesinin Dicle kenarına doğru Osmanlılardan kalan tek eseri görebiliyorsunuz... vesselam Osmanlılar çok temiz insanlardı e tabii doğal olarak buraya da bir hamam yaptırmışlar...

El Rızk Camisinden sonra Hasankeyf kalesine doğru yürüyüşe başladık, önüm arkam, sağım solum sobe şeklinde çocuk kaynıyor... "hello madam" diyenler, "how are you" diye çığırtanlar... Osman beni sahiplenmiş bir vaziyette muhteşem bir ayran içirmeye götürdü... "ah evet" dedim içimden "ebru, Hasankeyfli genç bir delikanlı tarafından ayran içirilmeye götürülüyorsun, işte eğlence bu..." ayranlarımızı içtikten sonra kaleye tırmanmaya başladık... bu arada Osman bana kalenin 7 kapısı olduğunu, bunların dördünün görülebilir diğer üçününse gizli olduğunu anlattı... kale kapılarından birinin de efsunlu olduğunu ekleyerek efsunun hikayesine başladı...

Tarihi  Hasankeyf kalesi Eyüp Sultan tarafından yaptırılmış... Kalenin giriş kapısı üzerindeki akrep ve yılan kabartması, kaleye girenleri akrep ve yılan sokmasından koruması için yapılmış... bu tılsım ancak kaleden çıkınca bozulurmuş... fakat Mısır'dan gelen bir turistin akrep kabartmasını çalması üzerine -hain turist- akrep tılsımı bozulmuş... artık kaleye girdiğinizde sizi akreplerden koruyacak bir tılsım yok... ama hala yılanlara karşı güvencedesiniz... zavallı Mısırlı turistse derdine yansın...

kalenin girişinde mağara evler dikkatinizi çekiyor hemen...

bunun adını kafatası evi koydum... "big brother is watching you" da olabilir...

mağara evlerin içi... benim evin duvarları bu kadar düzgün değil valla...

evin kapısı herkese açık... sigorta derdi yok, dask yok, çöp vergisi yok...

biraz kale içini gezelim fotoğraflarla...

 

Yorulduğumu gören Osman "abla" dedi "kısa yola sokayım mı seni"... "allah" dedim içimden "diğerlerinin yaşayamayacağı bir macera fırsatı"... tabi hemen atladım, o da "atla" dedi iyi mi... ben almayayım dedim içimden, daha bu sabah uçtum, bana yeter...

karşıdaki bitmemiş minare bu efsanedeki beceriksiz ustanın bitiremediği minare...

kaleden Hasankeyf'in diğer tarafının görüntüsü...

Büyük kalenin dışında bir de halkın küçük kale diye adlandırdığı ve kalenin doğusunda yer alan bir kaya kütlesi var... burası bir zamanlar darphane olarak kullanılıyormuş... Artuklular ve Eyyübiler zamanında burada paralar basılmış, dönemim merkez bankası niteliğinde yani... bu paraların örnekleri bugün Mardin müzesinde görülebilir... Moğollar'ın saldırısıyla harap olan darphaneye gitmek için kayalardan oyulmuş bir merdiven kullanılıyormuş... günümüzde ise eline kazmayı alan belki burada gömülü paraları bulabilirim umuduyla geceleri kazma sallıyormuş... merdivenler yıkılınca darphaneye çıkılamaz olmuş...

Osman bana kalenin içindeki sarayın öyküsünü de anlattı... Eyyübler tarafından 1328'de yapılan bu küçük saray, Mardin'den gelen bir geline hediye olsun diye inşa edilmiş... ne gelinler var yarabbim... yapılırken tavanına konulan küpler sayesinde içerideki sesi dışarıya yansıtmayacak ama dışarıda olan biteni duyabilecek şekilde tasarlanmış... artık nasıl devlet sırları konuşuluyorduysa sarayda...

2014'te başlatılacak olan Ilısu barajı çalışmaları sebebiyle tamamen sular altında kalacak olan Hasankeyf'te kalacak ender yapılardan biri bu küçük Eyyübi sarayı... Osman, kalenin kireç ve kalkerden yapılma olduğu için zamanla eriyeceğini ve yok olacağını düşünüyor... Hasankeyf'ten ayrılmak çok zor geldi bana, işte bu sebeple keşke turla gelmeseydim dedim... burada birkaç gün geçirmek ve yok olacak bir tarihe biraz daha yakından dokunmak hoşuma giderdi... ama Asiye hanımın sesini duyduk yukarılardan: "anı tur kalmasınnnnnnnnnnnnnn".....

Hasankeyf'ten bizi koruyan Türk askeri eşliğinde ayrıldık... sırada Midyat sokakları vardı...

Osman Yavuz'a ve Hasankeyf'in güzel çocuklarına sonsuz teşekkürler....

 

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics