gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 17 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



CUNDA ADASI- AYVALIK- BALIKESİR

Yazdır PDF

Misak-ı Milli Sınırları - Ege

YER: EFELER ADASI CUNDA

SON GİDİLEN TARİH: AĞUSTOS 2011

Çocukluğumun korsan adası Cunda... Moshas adındaki kötü korsan ve ailesi ile ilgili anlatılan öykülerden esinlenerek Cunda'yı kurtarmak ve kahraman olmakla ilgili çocukluk hayallerimin adası... eşsiz doğası ve güzel kokulu sokakları ile Cunda hem tarihin öykülerini bırakıyor dizinin dibine hem de rahat bir dinlenme olanağı sunuyor yorgun zihinlere...

Daha Ayvalık yolundan adaya girerken içimi saran heyecan ve mutluluk bizim kızlara da bulaşmış olmalı ki tüm tatil boyunca dinlediğimiz Ajda Pekkan şarkıları ve araba usulü oturak dansı dolduruverdi arabayı... bu sebeple yol boyu süren yüzüncü "mabad savaşları" da bir sonraki emre kadar ateşkesle sonuçlandı... Cunda beni, Don Kişot ruhum sebebiyle, çok sevdiğim yel değirmenleriyle karşıladı... yolun bir yanında deniz diğer yanında yel değirmenleri... içimi hop oturtup hop zıplatan bir manzaraydı doğrusu...

,

 

 

Şimdi biraz Cunda Adasını tanıyalım genel hatlarıyla... Alibey Adası ya da Cunda Balıkesir ilimizin Ayvalık ilçesine bağlı... irili ufaklı 22 adadan oluşan Ayvalık Adaları'nın yerleşime açık tek adası Cunda...  Gökçeada, Bozcaada ve Uzunada'dan sonra Ege Denizi'nin de en büyük dördüncü adası... ada ile ilgili ilk bilgileri M.Ö. 459 yılında Yunanlı tarihçi Heredot'dan alıyoruz... Heredot buradan Ekatonisos adıyla bahsediyor... Ekatonisos Ekatos isimli tanrıdan alıyor adını... sonraları yöreye "mis kokulu" anlamında Moshonisia denmeye başlanıyor... yörede yetişen hoş kokulu bitkilerin verdiği esrime ve rahatlık daha adaya adımınızı atar atmaz sarıyor sizi... zeytinin kokusu kekiğin büyüsüne karışıyor burnunuzdan kalbinize...

Piri Reis de bu adalardan Yund Adaları diye bahsediyor Kitab-ı Bahriyesi'nde... şimdiki ismi yani Alibey ismini Kurtuluş Savaşı'nda padişahın "Yunanlılara teslim olun" emrine karşı gelip silahlı mücadeleye başlayan ilk birliğin kumandanı Yarbay Ali Çetinkaya'dan alıyor... adanın nüfusunun çoğunu 1924 nüfus mübadelesi zamanında Girit ve Midilli'den göç eden Türkler oluşturuyor... bu sebeple adanın yaşlı nüfusu halihazırda Rumca konuşmakta... sokaklarda gezerken birbirleriyle Rumca flört eden yaşlı amca ve teyzeleri ve sokak kapılarının önünde bir yandan Türkçe gazete okuyup bir yandan da hararetli hararetli Rumca dedikodu yapan komşuları görmek ve duymak her an mümkün... tam bir kültür cümbüşü Cunda... bir tarafta rembetiko diğer tarafta ey büt-i nev eda... ortak olan rakı balık roka....

 

Efelerin adası Cunda... mangal yürekli aşkların adası... bir o kadar sakin ve sabırla bekleyen... zamana meydan okuyan sokaklarından ruhunuza bilgelik yayılıyor yürürken... şimdi biraz sokak sokak arşınlayalım Cunda'yı... önceliği çok sevdiğim arkadaşlarım Lisa ve Marco'nun pansiyonlarının bulunduğu sokağa vererek başlayalım yolculuğumuza...

Ekatonisos Pansiyon'un önünde sevgili Lisa...

arnavut kaldırımlı sokakların ve yarı açık kapıların öyküleri sarıyor dört yanınızı...

eski Türk filmlerinden karakterler fırlayacakmış gibi geliyor sokaklardan her adımda...

 

mavi pancurlar ve çivit kapılar diyarında inceden bir sızıyla dolaşıyorsunuz...

içinizden Sezen'in "Yine mi çiçek?" melodisi geçerek...

 

 

her adımda mavi ipekten bir öyküye dokunuyorsunuz...

 

begonvilli sokaklar sıcaktan hoş bir kaçış izni veriyor bunalmış ruhunuza...

 

mis kokulu asmaların altında sofra kurup geceye dalmak istiyorsunuz ve buralarda izinizi kaybettirmek...

bakkalın çırağı soruyor: "abla ne var çekecek burda, enikonu sadece sokak işte"

bakkalın çırağına eni konu sokak olan sana koca bir dünya gibi gelir keşfetmekten usanmayacağın...

ne satılık , nereye satılık birbirine karışıyor...

sahibinden satılık balonlar...

 

yenmeyi bekleyen yarım karpuzlar...

ada kedileri de ada gibi kah efe kah sakin birer balıkçıdır...

 

 

 

Hele o kapılar yok mu... tarih kokan kapılarda sana anlatılacak her öyküye muhtaç, sanki kendin yaşarmış gibi kulak kesiliyorsun her fısıltıya... içinde yaşayanın neden sen olmadığını hafifçe kıskanarak, rahatlığı ve kabullenmişliği öykülerdeki... kapıdan her an fötr şapkasıyla, ceketinin cebinde kırmızı bir karanfil taşıyarak çıkıverecek gibi on dokuzuncu yüzyıldan kalma bir ada beyefendisi... gönlün aşk doluveriyor eski bir serüvende kaybolur gibi... kapılar bilmediğin enstantenelere gebe...

 

 

Kapılardan dem vurmuşken hem de Cunda'da nerede kalınır sorusuna cevap vermek için, kapılarını bize her zaman açık tutan dostlarımız Lisa ve Marco'nun öyküsünden de bahsedeyim biraz... Lisa gezgin ruhlu bir Amerikalı, Marco ise yarı Türk yarı Yunan bir asi ruh... Istanbul'da kesişiyor yolları, büyük aşk onlarınki... öğretmenliğin kendilerine göre olmadığını düşünüp Marco'nun ailesinin pansiyonunu işletmeye gidiyorlar Cunda'ya... gidiş o gidiş... işte Ekatonisos Pansiyon'un yeniden dirilme öyküsü böyle başlıyor...

işte sevgili Marco ve Lisa...

Daha kapıdan içeri girer girmez eski Rum evinin güzel sesleri ve kokuları karşılıyor sizi... girdiğiniz andan itibaren tamamen evinizde hissediyorsunuz... bir geceliğine geldiyseniz daha kapıda Lisa'ya ikinci gece için yer var mı demek geçiyor içinizden... hele de gezginseniz...

,

bahçe ayrı ayrı hikayelerle karşılıyor sizi... siz Lisa'nın hazırladığı nefis Türk kahvesini içekoyun, kokular sizi alıp götürüyor efsanelerdeki Yunan tanrılarına...

odalar gayet sevimli, temiz ve Cunda'nın ruhuna göre döşenmiş... raflarda duran ayrıntılara, duvarlardaki resimlerin detaylarına bayılacaksınız...

daha fazla bilgi için Ekatonisos Pansiyon'un Facebook sayfasına bakabilirsiniz...

Cunda'da gezerken bolca yel değirmeni ve kilise görüyor insan... bunlardan en önemlisi merkezde bulunan Taksiyarhis Kilisesi... 1873'de bir metropol kilisesi olarak inşa edilen ibadethanenin adının anlamı "Çamlı Manastır"... adada yaşayanların rivayet ettiğine göre, kilise zamanında dünyadaki tüm Ortodoks kiliselerinin zeytin, zeytin yağı ve sabun ihtiyacını karşılıyormuş... kilisenin çanı 1936 yılında II. Dünya Savaşı sırasında halka haber verilebilmesi için yerinden çıkarılıp İlk Kurşun Tepesi denen bölgeye yerleştirilmiş... çan günümüzde dünya mirasının bir parçası olarak Bargama Müzesi'nde sergileniyor...

kilisenin tepesinden manzara...

kiliseye girişteki geçitler...

merdivenlerden kilisenin ön yüzü...

avludan kilise...

 

restorasyon nedeniyle artık içine girilemeyen kilisenin iç kısmı...

 

ve dileklerin gerçekleşeceğine inanılan naylon torba adakları...

Cunda tepelerine tırmanırken, tarihi taş fırını geçip yukarı sola doğru kıvrılan yola girdiğinizde karşınıza artık sadece üç duvarı kalmış ve aşıklar tepesi adıyla anılan tepede bulunan Ayos Yannis Kilisesi'ni göreceksiniz...

 

Tepeye aşıklar tepesi denmesinin nedenini yanınızda sevgiliniz varsa anlayabilirsiniz ancak... insanda ne kadar romantik duygu varsa uyandırıyor öğlen sıcağında bile... hatta bu durum benim gibi romantizm özürlü biri  için bile geçerli olabilir... romantik özürlülere denemesi bedava... sadece gidip rüzgarın yüzünüzde oynaşmasını, sevdiğinizin varlığının güzelliğini ve nefes kesen manzaranın keyfini yaşamanız yeterli....

 

 

harabe kiliseden manzara...

ve küçük bir detay... eski Kelt sembollerini andırıyor...

aşıklar tepesinden üç denizi birden görmeniz mümkün...

Tepenin tamamını çıktığınızda kafesi ve kütüphanesi ile Sevim Necdet Kent Kitaplığı sizi bekliyor olacak... dumanı tüten bir bardak nefis çayı ve havuçlu keki tepeye tırmanmış olmanın haklı gururu ve yorgunluğuyla ısmarladıktan ve mideye indirdikten sonra kitaplığın içini gezdim... içerisi muhteşem freskler, duvar resimleri ve eski kitaplarla dolu bir kültür cenneti... değirmenin etrafında dolaşmak ise size panaromik bir ada keyfi yaşatıyor...

 

Bunlar dışında adada görülecek tarihi yerlerden bazıları Tımarhane adası ki bu adı çok eski zamanlarda akıl hastalarını iyileştirmek için kullanılan bir ada olduğu için almış, Ay Işığı Manastırı, Kızlar Manastırı ve İlyas Peygamber Manastırı gibi tarihi alanlar...

Tarihten sıkılan ya da bu kadar tarih yeter diyen arkadaşlar içinse adanın diğer tarafında yaklaşık on beş dakikalık bir araba yolculuğuyla varılabilen muhteşem bir sahil var... Bıyıklı Beach... burası da sevgili Marco'nun ailesi tarafından işletilen temiz, sakin, cennetten kopma bir kumsal... fiyatlar uygun ve köftesi muhteşem... Bıyıklı köftesi yemeden sakın ola Cunda'dan ayrılmayın...

denizin içinde kendi özel cennetinizden denize girebilirsiniz...

 

 

 

 

Bıyıklı'da hamak keyfi de ayrı bir güzel...

Bıyıklı yolunda eski bir manastır...

ve Bıyıklı'nın keyfini sonuna kadar çıkaran Lisa...

Cunda'da gezilecek ve yapılacak o kadar çok şey var ki bir haftalık bir tatil tüm bunlara yetmeyebilir... kendine has balığı papalina yemeden Cunda'dan sakın ayrılmayın... mutlaka denemeniz gereken lezzetlerden birkaçı da kalamar dolması, enginarlı karides, kabak çiçeği dolması ve deniz börülcesi... etraftaki ufak restoranların hepsinde gayet uygun fiyata güzel bir akşam yemeği yiyebilirsiniz... Cunda'da yapmadan dönme diyeceğim başka bir şey de Şeytan Sofrası'ndan güneşi batırmak... eğer Aşıklar Tepesi'nde romantizm ışığını içinde bulamadıysan burası garantili hissettirir... yok hissetmiyorsan artık senden romantizm anlamında umudumu keserim arkadaş...

Şeytan Sofrası'nın enteresan bir öyküsü var... adını sönmüş bir volkandan kalan lavın soğuyup sofra şeklini alması sonucu alan tepede bulunan ayak izinin şeytana ait olduğu inanışı yaygın halk arasında... isteklerine ulaşmak için şeytana ruhunu satan insan evladı, buraya da bezler bağlayıp şeytana adaklar adıyor ve ayak izinin içine bozuk para atıyorlar... benim ruhum 50 kuruş şeytan abi, eh artık bana da bir kıyak geçip şu istediğim telefonu bir zahmet verirsin değil mi....

Cennet parçası, efeler diyarı Cunda'dan bunları yapmadan ayrılırsanız Cunda'ya gittim demeyin...

Arnavut kaldırımlarında süzülmeden, aşıklar tepesine çıkmadan, lokma tatlısının ağzınızda eriyen yumuşaklığını hissetmeden, taş kahvede ada çayı yudumlamadan, rakı balık keyfini ayaklarınızı denize sokup yaşamadan, Bıyıklı'da şnorkel keyfi yapmadan, Pateriça köylerinde tarih avcılığı yapmadan Cunda'yı yaşamış sayılmazsınız ey yolcular... demedi demeyin....

 

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics