gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 37 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



MİLAS- MUĞLA

Yazdır PDF

Misak-ı Milli Sınırları - Ege

Yer: Muğla İli Milas İlçesi

En son gidilen tarih: Temmuz 2011

 

Birçok insan Muğla'nın en güzel ilçesinin Bodrum olduğunu düşünse de ben Milas'ı sıcaklığı, daracık ara sokakları, gülümseyen ve rahat insanları, tarihi dokusunun yoğunluğu ve iç içe geçmişliği ve ünlü Gaudi'siyle daha sevimli ve yaşanası buldum... Bodrum'da yaşarken Milas hep içe ait, Anadolu'ya ait gelirdi bana, Bodrum ise sanki Avrupa yakası gibiydi... şirin Milas'la ilgili fikrimin bu derece değişmesini öğlenin sıcağında bizi üşenmeden gezdiren sevgili Çiğdem ve Murat'a borçluyum... ve tabi onların devasa oğluşları Gaudi'ye...

Ege tatilimizin üçüncü günü Bodrum'dan ayrılıp Ajda Pekkan şarkıları ve parıldayan güneş eşliğinde Milas'a doğru yola çıktık... yarı uyuklayan Filiz'in, Havva ve Zuzu'nun yerine göz dikip hafifçe kaykılması sonucu tatil boyunca süren "burası benim yerim, şurası benim mabadımın alanı" tartışmaları yeniden başladığında aklıma Murat'ın bize hazırlamaya söz verdiği krepleri getirerek rahatladım... neyse ki Bodrum Milas arası sadece yarım saatlik bir yol, dolayısıyla tartışma daha alevlenemeden biz çoktan ulaştık... Milas çok büyük bir yer olmamasına karşın, sağını solunu bilmeyen ben ve yolu tarif etmek konusunda hafif sarsıntılar yaşayan Çiğdem sayesinde hafiften kaybolsak da sonunda yol tarifi hakimiyetini Nazo'nun ve Murat'ın ele geçirmesi sebebiyle gecikmeli de olsa yerimizi bulduk... Bodrum'a göre geniş ve yemyeşil yollarıyla Milas'ın içi beni büyüledi...

Sıcak bir karşılamadan ve lezzetli bir kahvaltıdan sonra (evet Murat krepleri yapmıştı ve ben neredeyse hepsini afiyetle mideme indirdim) Gaudi ile oynaşma seanslarına geçildi... bu kısmı korkudan kalp krizi geçirmemek için kendini zor tutan Filiz'e daha fazla işkence etmemek için kısa kestik... ne de olsa köpeklerden korkan biri Gaudi gibi bir Danua ile karşı karşıya kalınca birazcık irkildi... Zuhal'in "atınız çok güzelmiş" komplimanından anlayın artık Gaudi nasıl bir köpekcik... o büyüklüğüne rağmen asla kimseyi incitmeyen ve sevgi dolu bir yaratık olan Gaudi ile mıncıklaşma seansımız bittikten sonra öğlen sıcağında Milas'ta gezmeye çıktık... ilk uğrak yerimiz Gümüşkesen Mezar Anıtı idi...

Milas'ın beş bin yıllık tarih ve kültür birikiminin bir parçası Gümüşkesen Mezar Anıtı... milattan sonra ikinci yüzyılda yapılan anıt, antik zamanların yedi harikasından biri olan Halikarnassos Mozeleum'unun Roma dönemi kopyası... o dönemim köklü bir ailesi için yapıldığı düşünülen anıtın muhteşem bir taş işçiliği var...

Anıt gömü odası olan alt kat, peristilli ikinci kat ve piramit çatı olarak üç bölümden oluşuyor... piramit çatı o dönemin mimarisinden farklı bir dokuya sahip... incelikli taş işlemeciliğinin kaybolmamış detayları insanı büyülüyor... Havva bunu okurken eminim "taş işte" diyor olsa da gerçekten büyüleyici bir anıt bu... alt katın duvarları düzgün yontulmuş büyük mermer bloklarla inşa edilmiş...

anıtın çatısı ise baştan sona kabartma bitkisel ve geometrik motiflerle kaplı...

Roma dönemi eseri olan Gümüşkesen Mezar Anıtı'nın, UNESCO'nun "Dünya Kültür Mirası" listesine alınması için girişimler sürdürülmekte... burayı hem mimari bilgiye sahip hem de artık Milas'ın yerlisi olmaya başlamış Murat ve Çiğdem'le gezmek ekstra bir keyif ve ayrıcalık oldu bizim için... konuyla ilgili bilgilerini sonuna kadar paylaştılar bizimle...hatta arabadan arabaya telefon yöntemiyle bile:)

Gümüşkesen Anıt'nın bahçesi vakti olanlar için sakin bir okuma alanı da olabilir... hem yeşil, hem serin, hem de tarih kokulu bu alandan Yahudi Mezarlık alanına geçtik...

Yine Gümüşlük Mahallesinde bulunan Musevi Mezarlığı tam bir harabe olmasına karşın, taşıdığı kültür mirası sebebiyle tarih severler için farklı bir gezinti noktası olabilir... 2009 yılında İzmir Musevi Kabristan Hayır Derneği Başkanı Moşe Habif Milas Belediyesi ile irtibata geçerek bu alanın restorasyonu ile ilgili teşebbüslerde bulunmuş olsa da sanırım çalışmalar henüz başlatılmamış olmalı...

 

mezar taşlarından örnekler...

 

Mezar anıtları ve mezarlıklardan sonraki rotamız şehrin yaşayan kısmı olan Arasta'ya doğru değişti... Hisarbaşı Mahallesinde yer alan 19. yüzyıl Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri olan ve şu anda Milas doğumlu büyük karikatür ustası Turhan Selçuk anısına "Turhan Selçuk Karikatür Evi" olarak hizmet veren Hacı Ali Ağa Konağı'nda dünyanın en lezzetli limonatasını içmek için mola verdik...

1868 yılında Hacı Ali Ağa tarafından inşa edilen konağın alt katı tahıl ambarı ve zeytinyağı deposu, üst katı ise yaşam alanı olarak kullanılmış... şimdilerde bu bina tam bir kültür merkezi olarak faaliyet gösteriyor... içeride Turhan Selçuk ile ilgili ufak bir müzeye ve odalarda gitar çalıp müzik yapan Milas gençlerine rastladık...bu aralar son katılım tarihi 12 Ağustos 2011 olan Birinci Uluslararası Turhan Selçuk Karikatür Yarışması düzenleniyor olması da Milas Belediyesinin ve halkının sanatı ve sanatçıyı nasıl sahiplendiğinin bir kanıtı...  daha fazla bilgi için tıklayınız...

bu bisiklet üstündeki Abdulcanbaz, Turhan Selçuk'un bir çizgi roman karakteri...

Milas'a yolunuz düşerse Hacı Ali Ağa Konağı'nın hemen karşısındaki Sohbet Çay Ocağı'ndan mutlaka limonata için... el yapımı limonatayı damacana büyüklüğünde bira bardaklarıyla servis eden güler yüzlü sahibi ile sohbet de ekstrası...

Öğlen sıcağından beyinleri pişmiş sevgili arkadaşlarımı konağın serinliğinde bıraktıktan sonra, yaşadıkları yerleri göstermek konusunda inanılmaz cömert davranan iki mimarla Arasta'yı gezmek muhteşem bir zevkti... Hisarbaşı Mahallesinde tarihi Çöllüoğlu Hanı'nı çevreleyen dükkanları gezerken kendimi 19. yüzyıl Osmanlısına zaman makinesiyle ışınlanmış şaşkın ördek gibi dolaşan bir turist gibi hissettim... doku o kadar bozulmamış ki insan gerçekten elindeki fotoğraf makinesinin burada fazla teknolojik olduğunu hissediyor...

Çöllüoğlu Hanı 1720 yılında zamanın önde gelenlerinden Abdülaziz Ağa tarafından yaptırılmış ve zanaatkarların çarşısı olan tarihi Milas Arastası'nın içinde bulunuyor... Hana kuzey cephesindeki kemerli kapıdan girerken restore ediliyor olmasına rağmen ne kadar zarif ve incelikli bir mimari ile inşa edilmiş olduğunu anlıyorsunuz... handa yaşananlar, konuşulanlar, hana uğrayan insanların heyecanları, sevinçleri, kederleri sarıyor hemen dört yanınızı... birden tam bir tarih curcunasının içinde buluyor insan kendini... atım Rüzgar Seli'ni kapıya bağlayıp, hancıya "buralarda yeniyim, atıma su ver hancı" demek geldiyse de içimden Çiğdem'i ve Murat'ı korkutmamak adına sadece hancıya gülümsemekle yetindim...Rüzgar Seli'ni alt kattaki hayvan barınağında hancıya emanet edip Arasta'nın içine attım kendimi...

Kahvede oyun oynayanlara "şeytanınız bol olsun" dedim... aslında bir kişilik yeriniz varsa 101 çevirelim mi diye sormayı istedim fakat Arasta'nın eski sokakları, terzihaneleri, bakkalları, Kızılay'ı, her an her köşeden çıkacak diğer tarihi kahramanlarına dalmak daha cazip geldi... buyrun birlikte gezelim Arasta'nın ara sokaklarını...

 

Yüzyıllardır Milas ve civar yörelerin ticaretinde önemli rol oynamış Arasta'da bugün de terziler, tenekeciler, esnaf lokantaları, ayakkabı yapımcıları gibi kaybolmaya yüz tutmuş meslek gruplarını görebilirsiniz... Arasta, yani sözlük anlamıyla çarşılarda aynı işi yapan esnafın bulunduğu kısım, bu anlamda da emperyalist ve küreselleşen kimliksiz dünyaya meydan okur gibi dimdik duruyor...

 

 

 

 

Murat'ın dediğine göre bu sokaktaki köfteci efsanevi lezzette köfteler ve ciğer kavurma yapıyormuş...

yolunuz düşerse mutlaka deneyin...

Arasta'da sokaklar birbirini yatay ve dikey olarak kesiyor...

sokaklar isimlerini Kunduracı, Demirci ya da Eskici gibi meslek gruplarından alıyorlar...

 

Sevgili Gamze, Koray ve Nazo... bir sonraki 101 seansımızı bunun gibi bir ara sokakta yapalım...

efil efil... ferah ferah... yenilince hava da alırsınız hem...

Arasta'da Osmanlı piyadesi yürüyüşümüzü tamamladıktan sonra atıma veda ederek Uzunyuva ve Hekatomnos Lahti'ne doğru yola çıktık... yine daracık sokaklar ve yine capcanlı tarihiyle Milas bana göz kırptı... yolda sadece bu bölgeye has ve Milas bacası olarak bilinen bacaları ve Milas evlerini seyrederek kendimden geçtim... hele de Murat esnaftan birine "neyzen burada mı?" diye sorduktan sonra... sokakları neyzenli Milas beni bir kez daha uzaklara götürdü...

Milas'ta eski evler 19. yüzyıl Osmanlı kent kimliğini taşıyor... cumbalı ahşap evlerin çatılarını süsleyen bacalar, çevresi tamamen kabartmalarla bezenmiş yuvarlak, dörtgen ve ikiz kuleli olarak baca ustalarınca yapılmış... yolda "neyi kaybettik de bu incelikten yoksun kaldık 21. yüzyılda" diye sormadan edemedim...

ünlü Milas bacaları...

 

Uzunyuva'ya vardığımızda şehrin girişinde dikkatimi çekmiş olan leylek yuvası çıktı karşıma... sanıyorum buraya Uzunyuva denmesinin sebebi de Roma döneminde Menandros adına dikilimiş olan onur sütununun üzerine yuva yapmış leylek paşalar...

 

Milas ara sokaklarında yürürken eski mermer blokların ya da etrafta arkeolojik değer taşıyan taşların ev ya da cami yapımında kullanılmış olduğunu görmek çok dikkat çekiciydi... bir ev duvarında bir Musevi mezar taşı kalıntısıyla ya da cami duvarlarında antik dönemden kalma yazıtlarla karşılaşabiliyorsunuz... Milas, tarihi göremeyene "al sana, ben devşireyim de gör" modeliyle cevap veriyor sanki...

 

 

 

 

hatta devşirme cami tabureleri bile mevcut ilçede...

Uzunyuva'dan sonra son durağımız Baltalı Kapı oldu... antik dönemde Zeus Labrandos Festivali'nin geçtiği güzergah üzerinde yapılmış olan Baltalı Kapı, kentin kuzey kapısıymış... kemerin üzerinde yer alan çift ağızlı balta "Labrys" ya da Türkçe adıyla Labres kapıya ismini vermekte... labres Yunan uygarlığının en eski sembollerinden biri...sembol Bizans İmparatorluğundan Afrika'daki bazı kabilelere kadar güç ve iktidar sembolü olarak kullanılmış... şimdilerde Yunan faşizmi ya da eşcinsellerin kullandığı bir sembol olarak görülüyor...

 

Bir pazartesi öğleninin sıcağında işlerini güçlerini ve hatta evde çocuklarını bırakıp inanılmaz bir enerji ve coşkuyla bize Milas'ın hiç bilmediğimiz yönlerini ve güzelliklerini gösteren sevgili dostlarım Murat ve Çiğdem'e nasıl teşekkür etsem azdır... ama her güzel şeyin bir sonu vardır ve biz de maalesef Baltalı Kapı'dan sonra dostlarımızı geride bırakarak yine Milas'ın güzel bir bölgesi olan Bafa Gölü'ne doğru hareket ettik... bu sefer tarif almak yerine şehrin çıkışına kadar Murat'ı takip ettik ki işimizi sağlama alalım...

Aslında Bafa Gölü için ayrı bir sayfa açmak gerekli... belki ileride bu yöreyi daha detaylı incelerim... şimdilik elimizdeki bilgilerle yetineceğiz maalesef... Bafa Gölü Milas Söke yolu üzerinde boylu boyunca uzanıyor... tıpkı narin bir kadın heykeli gibi hareketsiz ve saydam... yol üzerinden birbirinden sevimli köy kahvaltısı mekanları mevcut... yaklaşık 15 liraya tıka basa taptaze kahvaltılık yiyebiliyorsunuz...

 

Bafa yolu Türkiye üzerinde araba kullanmayı en çok sevdiğim ve ilk kez şehirler arası araba kullandığım yol  olması sebebiyle yaşamımda çok önemli bir yer taşır... Bodrum'da yaşarken fırsat buldukça zihnimi dinlendirmek ve temizlenmek için kaçtığım bir yoldu burası... uzayıp giden yolun sonsuzluğunda kaybolduğumu hisseder ve özgürlüğümün son damlasına kadar tadına çıkarırdım... Bafa Gölü benim için hep "Özgürlük Anıtı" oldu...

 

 

 

Muğla'nın doğa güzelliği ve tarihiyle tam bir içsel yolculuk sunan Milas ilçesine giderseniz benim henüz göremediğim yerlerini de görün... Beçin Dedesinde piknik yapın... Uyku vadisinden ve derelerinden geçerek Gökçeler Köyü'ne el sallayın... Tuzla'da filamingolarla dans edin... Çomakdağ'da ipek böceklerinin öykülerini dinleyin... Labranda'nın 3000 yıllık kutsal geçmişinde kendinizden geçip üstüne bir bardak da buz gibi labranda suyu için... Ören, Keramos ve Güllük'ün eşsiz deniz manzarasında balık yiyin... sandallara laf atın, yaşlı amcalarla kağıt oynayın... teyzelerden yaşam öyküleri dinleyin... evinizn baş köşesine bu romantik yöreye ait halılar serin... Euromos'ta Zeus'a saygı duruşu yapın... kaya mezarlarında yaşamınızın her anının kıymetini anlayın ve özgür bir insan olarak nefes almanın tadına varın...

hadi yola çıkalım mı tekrar??? var mı Milas'a gelen???

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics