gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 36 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



KIYIKÖY- KIRKLARELİ

Yazdır PDF

Misak-ı Milli Sınırları - Marmara

Yer    : Şirin mi şirin Kıyıköy Beldesi  - Kırklareli

Tarih : 2010 Kış Ayları / 2011 Ağustos Sonu

Kışın iş temposundan çok mu yoruldun ey İstanbullu? trafik de kıstırdı ruhunu değil mi? yoksa patronuna mı sinir olmaya başladın? kurslar, sertifika programları, iş güç çok mu gelmeye başladı? dünyadan elini eteğini çekmek mi istiyorsun yoksa? hafta sonu kaybolsam mı diyorsun? İstanbul dar mı geliyor sana ya da fazla kalabalık? yağmur da yağdı bak, her yer çamur içinde şimdi...yeni aldığın gıcır gıcır çizmelerin leş gibi oldu değil mi? offffff İstanbul senden nefret etmeye başladım mı diyorsun yoksa? İstanbul sana kulaklarını mı tıkadı? peki İstanbullu!!! o zaman senin iki günlük kaçamak vaktin gelmiş... nereye mi... gel anlatayım...

Elbette Kıyıköy'e... şirin Kıyıköy Kırklareli ilimizin Vize ilçesine bağlı bir balıkçı beldesi... adının Kıyıköy olduğuna bakmayın, zira bir kısım Kıyıköylü buraya köy dediğiniz vakit sizi uyaracak ve "burası bir belde belediyesidir" diyecektir...  Kıyıköy beldesi İstanbul'a 164 km, Kırklareli merkeze ise 92 km uzaklıkta şirin, rahat, insanı içine alıveren küçük bir kaçamak cenneti... kaçamak lafı yanlış anlaşılmasın lütfen, cennete kaçış, cehennemden kaçış ve hatta cenneti iki günlüğüne de olsa yaşayıp asıl köyün olan büyük şehre dönüş anlamında kullanılan kaçamağı ifade ediyorum burada:)

Karadeniz'in batı sahilinde bulunan Kıyıköy'e ulaşmak için TEM otoyolunda Çerkezköy çıkışından çıkacaksınız... kendi arabanız yoksa, arabası olan bir arkadaşınızı çok sıkıldığı ve hayatında bir değişikliğe ihtiyacı olduğu konusunda ikna edebilirsiniz:) Çerkezköy çıkışından Saray tarafına sapacaksınız... Saray'ı geçtikten biraz sonra Kıyıköy yolu üzerinde Kastro Sahili'ni görmeden geçmeyin...Kastro'ya inen yol toprak bir yol, en azından geçen sene öyleydi... gene de toprak yol demeyin ve yaklaşık 500 metre uzunluğunda ince kumlu muhteşem plajını görmek için yoldan içeri dalın... çadır kampı ya da karavan tatili sevenler için önerim, Türkiye'nin en çok tercih edilen kampı olan Kastro sahili.... Kastro çadır kampı ile ilgili detaylı bilgi için tıklat...

yumuşacık kumları hissedip, yosun kokusunu duyabiliyor musun ey İstanbullu?

Boşuna cennete kaçamak demiyorum, aslında beldenin bilinen ilk adı "pırıltılı, kutsal, güzel yer" anlamına gelen Salmydessos... M.Ö. 400'lerde Helenler bu bölgeye "bal yiyenlerin yurdu" diyorlarmış...hakikaten insanları da bal gibi... bal gibi öyküleri var, zaman zaman "yok olmaz böyle şey, bal gibi de uyduruyorlar" diye düşünüyorsun ama bal gibi tatlı geliyor dinlemek... işte Kıyıköy'de bu yeme de yanında yat durumunu aralıksız yaşıyor insan... biz de geçen kış kendimizi sıkışmış ve kapana kısılmış hissettiğimiz her an Kıyıköy'e kaçıverdik...

Otobüs yolculuğunu tercih edecekler için Esenler otobüs terminalinden Kıyıköy'e 15:30'da yapılan seferin geri dönüşü Kıyıköy'den 08:15'te... yol yaklaşık iki buçuk saat sürüyor...

Kıyıköy'ün epey enteresan bir tarihi var... zaman içerisinde Traklar, Persler, İskitler, Medler, Ceneviz kolonilerinin önemli liman noktalarından olmasının yanı sıra asıl hikaye "Roma Kundakçısı" İmparator Neron'un Trakya Valisi iken Kıyıköy'ü sayfiye yeri olarak seçmiş olması... yani sadece trafikten kaçan İstanbulluları değil, stresten Roma'yı yakabilecek derecede öfkeli bir ruhu bile sakinleştiriyormuş Kıyıköy... daha sonra Bizans İmparatorluğunun önemli bir kale kenti olmuş... Osmanlı döneminde şu "Muhteşem Yüzyıl" dizisinde sıklıkla gösterildiği gibi şehzadelerin ve padişahların av partileri sonrasında dinlenmeye çekildikleri bir bölge olmuş... "Haydi Hürrem Kıyıköy'e gidiyoruz..."

Kıyıköy'de nerede kalınır... ister pansiyonda, ister üç beş arkadaş toplaşıp tepeden denize göz atan evlerde, ister çadırda ya da karavanda kalabilirsiniz... biz genelde kış aylarında gittiğimiz için yer sorunu yaşamadık, fakat yaz aylarında bu şirin beldede bulunmak istiyorsanız, rezervasyonunuzu yaptırdığınızdan emin olun... kalışınızı önceden ayarlamak için Köşk Restoran'ın sahibi Hakan'ı arayabilir ve kendisi size en uygun yeri bulurken siz de tatil hayallerinize uğraşmak zorunda kalmadan geri dönebilirsiniz... Hakan Başar: 0 536 475 81 69

 

Kıyıköy'de ne yenir.... bunun için daha Kıyıköy'e varır varmaz Hakan'ın keyifle ve büyük bir misafirperverlikle işlettiği Köşk Restoran'a gidilir... kahvaltı da, öğlen yemeği de ve en önemlisi akşam yemeği de bence orada yenir... balık, salata ve taptaze köy ekmeği keyfi şöminenin çıtırtıları ve Hakan'ın sohbetine karışan 45'lik şarkılarla birleşince içmeye gerek kalmadan sarhoş oluverirsiniz... tıka basa kahvaltı 15 ytl... mezeler 5er lira... seçmek istediğiniz balığa göre fiyatlar 10 ytlden 25 ytlye değişiyor... rakı severler için büyük rakı 55, küçük rakı 35 ytl... kalamar ve güveçte karides gibi muhteşem ahçıların pişirdiği seçenekler de 15er lira... Köşk Restoran'da Kıyıköy'ün yerel halkı ile ilgili hikayeleri dinleme fırsatını sakın kaçırmayın derim:)

Kıyıköy yakışıklısı Hakan ve Nazo

çıtır çıtır yanan şömine keyfi...

"(h)akan nerde a be" diye sorun size gösterirler...

Peki Kıyıköy ve civarında nerelerde gezilir... dokuzuncu yüzyılda yapılmış Mağara Manastırı Bizans döneminin ruhunu yansıtan bir şapel... aslında dokunduğunuz her yerde tarihi hissedebiliyorsunuz Kıyıköy'de... daha beldenin girişinde sizi kemerli bir kapı karşılıyor... ben yürüyerek de geçtim bu kemerin altından, "alem buysa Neron benim" edasıyla...  Kıyıköy'e gelmeden gidilmesi gereken yumuşacık ve altın rengi kumsalıyla Kastro'dan bahsetmiştik daha önce... Kıyıköy'ün içi de etrafı kadar rahatlatıcı ve güzel... eski evleri, Karadeniz'in kışın dalgalı yazın keyifli ve aşırı sıcak olmayan sahili, her an dokunduğunuz tarihi dokusu, insanlarının ferahlatıcı güler yüzlülüğü ve komik hikayeleri "oh be ya, iyi ki gelmişim Kıyıköye be yaaa" dedirtecek...

Kıyıköy her iki yanından akarak denize ulaşan "Pabuç" ve "Kazan" derelerinin arsına kurulmuş... derede kanolara binmeyi unutmayın...

 

 

 

Kıyıköy Ayanikola Manastırı da görülmesi gereken yerlerden biri... beldenin güneybatısında yer alan ve 15 dakikalık muhteşem bir doğa yürüyüşüyle ulaşabileceğiniz manastır, yapısı itibariyle Kapadokya bölgesindeki manastırlarla birebir özellikler taşımakta... kayaların arasında bulunan manastır, kaya kiliselerinin güzel örneklerinden biri fakat Türkiye'deki birçok tarihi eser gibi epey tahribat görmüş...

Manastırın kesin yapılış tarihi bilinmiyor fakat daha önce de ifade ettiğim gibi Kıyıköy Jüstinyen döneminde kralların ve prenslerin tabiri caizse yazlıkları olduğu için M.S. 550 yılları civarında yapıldığı düşünülüyor duvar kabartmalarından... manastır 1856 yılında Metropolit Matthaios tarafından onarılıyor fakat yine de zamanın elini uzattığı kilise yalnızlığına terk edilince yeniden harabeye dönüyor... Cumhuriyet döneminde tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunundan payını alıyor ve günümüze kadar fazla bir onarım görmeden ayakta durmaya çabalıyor...

Genel olarak manastır yapısı, doğuda içine kilisenin oyulduğu monolitik kaya kütlesi ile batıdaki avlu, bahçe ve diğer mekanlardan oluşuyor...

İki ayrı seviyeden oluşan manastırın basamaklarla inilen alt tarafında bir gizli geçit olduğu söylense de, karanlık ve nemden gözüm yemedi daha ileri gitmeyi... giden ve geçidi bulan cengaver bana da resimlerini göndersin... çok mutlu olurum...

Muhtemelen gizli geçit bu aşağıdaki girişlerden birinden başlıyordur... klostrofobisi olmayanlar davetlimdir...

altarın bulunduğu iç avlu...

Kıyıköy'ün içi de etrafı kadar gezilmeye değer, hele gün aheste doğarken limana bakan tepelerde yürüyüş yapıp eski evlerin arasında tarih kovalamak kadar insanı rahatlatabilecek bir şey yok İstanbul'lu... kışın kış güneşinde sırtını ısıtmak, yazın sabah serinliğinde ruhunu dinlendirmek tam da Kıyıköy'de tadına varılabilecek şeyler...  şirin beldenin içinde bir fotoğraf yolculuğuna çıkalım birlikte...

 

 

teneke saksılar memleketi Kıyıköy... eskinin orjinalliğini hiç kaybetmemiş bir masal diyarı...

 

ve orjinal fikirler diyarı... bakınız ayakkabılık...

ve ağaçtan bozma antenler...

 

Köşk Restorana giden ana caddeden eski köşkler...

 

 

yoğurt kovaları da saksı olma yolunda bekliyorlar... geri dönüşümlü bir belde Kıyıköy...

Kıyıköy'de erkekler genelde balıkçılık ve restorancılık işiyle para kazanıyorlar.. iş yoksa kahvelerde zaman geçiren Kıyıköy erkekleri yüksek sesle sohbet etmeye bayılıyor... kahvehaneler hem iş görüşmesi hem de hal hatır sormak için tek geçilir mekanlar... kadınlar genelde evlerinde ya da çoğunlukla pansiyon işletmeciliği yaptıkları için içerideler...

 

 

 

Kıyıköy'ün hayvanları da gelene geçene alışmış... etrafta dolaşan turist kameralarına poz vermeye bayılıyorlar...

 

 

 

 

Bunların dışındaki asıl güzellik kanoyla ya da sandalla gezintiler... mutlaka deneyin...

Duyduk duymadık deme İstanbul'luuuuuu....

Kıyıköy'de hem kış huzuru hem de yaz eğlencesi seni bekler....

Demedi deme...

Bu arada bazı web sitelerinde şöyle yazar ve ben aslında sinir olurum: en güzel Kıyıköy fotoğrafları için tıklayınız... ama vallahi durum bu... lütfen daha fazla muhteşem Kıyıköy manzarası için tıklayınız...

pişman olmayacaksınız...

http://www.flickr.com/photos/gezentibunye/sets/72157628236228121/

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics