gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 71 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



BANGKOK'TA GECE VE MUAY THAI BOKSU

Yazdır PDF

Global Hareketlenme - Tayland

Bangkok çılgın ve taşkın gece hayatıyla da ün salmış bir şehir... aklınıza gelecek her türlü eğlenceyi bulmak 118'den numara bulmaktan daha kolay... bu kadar zıpır ve gürültülü bir eğlence hayatı olmasına rağmen, bir o kadar da güvenli ve gerilimsiz... gece hangi sarhoş yolumu kesecek diye düşünmeden rahat rahat geziyor insan eksik etek!!! başına... Chao Praya nehrinde tekneyle lüks bir akşam yemeği ve jazz dinletisinden, kanlı ve nakavt dolu bir Muay Thai Boks akşamına kadar her türlü heyecanı bulmak mümkün... ya da Patpong gece pazarı etrafında dizilmiş go go barlarda bir striptiz şov izlemek... biz her alışveriş sever hatun gibi ilk gece Patpong gece pazarına, ikinci gece de her turistin merak edip gittiği gibi Thai Boks izlemeye gittik...

Nazo'yla ilk gece hediyelik alışverişimizi yapmak için gittiğimiz Patpong pazarında en çok gördüğümüz iki insan tipi vardı: ellerinde çıplak kadın resimleri ve kadınların hangi şovunun kaç para olduğunu yazan menüleriyle üstünüze yürüyen go go bar çığırtganları ve pembe hello kitty hesap makineli satıcılar... biri arkamızdan "hot pussy, hot pussy"  diye bağırırken, diğer grup da "how much, how much" diye bizi kovalıyordu... Alice harikalar diyarındaki büyülü çukura düşmüş ve ne kadar tırmansam da oradan çıkamayacakmış gibi hissettim kendimi... neyse ki gece pazarı yeterince uzun ve iki taraflı olduğundan, aradan gidip go go çılgınlığına maruz kalmadan alışveriş yapabildik...

Daha Türkiye'de kime ne alacağıma dair yaptığım hediye listesiyle birlikte ve pek de alışkın olmadığım için kara kara nasıl pazarlık yapacağımı düşünerek pazara daldım... annelerden alışkındır aslında Türk insanı pazarlık yapmaya ama iş kendim yapmaya gelince ilk seferinde donup kaldım... ve ilk seferinde kazıklandım... baktığım ikinci nesne olan üzeri fil desenli tişörtün fiyatını sordum... cevaben yüzüme bir hesap makinesi uzatıldı... 1000 baht... adam daha kabul edip etmediğime bakmadan hesap makinesini bana uzattı...Rus ruleti gibi... ya tabanca doluysa... ben aldım makineyi (pembe hello kitty) 100 baht yazdım... içimden de kendime "yok artık ebru" dedim "bedava olur mu deseydin bir de..." adam homurdandı, kafasını yana, sağa sola, ileri geri oynattıktan sonra makineye 800 baht yazdı... daha önce duyduğum pazarlık hikayelerinden ilk söylediğin rakamda ısrar etmen gerektiğini biliyordum... adam tabancayı bana uzatınca elim hiç titremeden 100 baht yazdım... adam gene homurdandı, kıpırdandı, kafasını kaşıdı... sonra 500 baht yazıp bana "bu son fiyat" şeklinde elini oynatarak baktı... ben makineyi alıp bu sefer 50 baht yazdım... ben adam, ben adam, ben adam derken dolu kurşun adamı buldu ve tişörtü 100 bahta satın aldım... bunu yapmak sanırım 4 dakika kadar sürdü... bu işleme alıştıktan sonra pazarlıklarımı genelde bir ila bir buçuk dakika içinde bitirmeye başladım... delirmiş gibi hesap makinelerine saldırıyor ve asla almayacağım şeylerle ilgili çılgınca pazarlık yapıyor, sonra son fiyatı çok ucuz bulup alıyordum... alışverişe ve pazarlığa doyana kadar böyle devam etti durum... gecenin sonunda almamam gereken ne varsa almıştım... artık çok geçti... evde farklı şekillerde üç ayrı fil duruyor mesela... fillere bayılıyorum... Tayland yolculuğumuz bitip Singapur yollarına kendimizi vurduğumuzda bir "ooohhh"" dedim, "artık pazarlık yok..." yanılmışım...

Alışverişten Nazo'nun da benim de gözümüz döndüğünden hiçbir şey yemediğimizin farkına bile varamamıştık... yol üzerinde gördüğümüz ananas satan kadını durdurup tazecik ananasları mideye indirdikten sonra daha bir dinç daha bir dinamik pazar tezgahlarına yeniden saldırdık... bir torba ananasın fiyatı 20 baht yani 1 tl... eh bunun için de pazarlık yapmadım artık... kadına elimde son kalan 1000 bahtı verdim... beni bir on dakika beklettikten sonra ancak bozabilmişti parayı... ellerinde hesap makinesi yoksa Taylıların matematiği bir felaket... ama asla kandırmaya çalışmıyorlar sizi ya da şaşkınlığından yararlanıp üç liralık şeyi beş bin liraya kakalamaya da yeltenmiyorlar... ya da yirmi bahtlık bir şey için kırk baht almaya...onların derdi sadece birazcık daha fazla alabilir miyim şu turist hanımefendiden...bana yeterince masum görünüyor bu durum...

Dikkatimi çeken diğer bir şeyde pazardaki satıcıların yüzde kırkının sağır ve dilsiz olması... hesap makinelerinin arkasında "i am deaf, i can't speak" yani "sağırım, konuşamıyorum" yazıyor... ya gerçekten Patpong'da sağırlık geni ağır basıyor ya da İngilizce bilmediklerinden hesap makinesi ile konuşmak işlerine geliyor... bu kısmı tam anlamadım...birkaç satıcıyı konuşturmaya çalıştıysam da sonunda ya onlar benden daha kurnaz çıkıp oyuna gelmediler ya da gerçekten sağır ve dilsizlerdi... ben de şüphelendiğimle kaldım... diğer bir durum ise Taylıların İngilizcesi... daha kötü bir İngilizce deneyimine sadece bizim junior sınıfındaki çocuklarla maruz kaldım... Tayland'da kaldığım beş gün boyunca neredeyse benim İngilizcem bozuluyordu... döviz bürosunda daha bozuk para almak için "small money (küçük para)", peşimizi bırakmak bilmeyen go go bar fedailerine "no pussy, yes shopping (seks istemiyorum alışverişe evet)" gibi birbirinden bozuk ifadelere neredeyse alışıyordum... Nazo o konuda benden daha cengaver çıktı... kendisini yalnız bıraktığım on dakikalık bir arada karşıdaki adamla kırık bir İngilizceyle pazarlık edip 3800 bahtlık turu 1000 bahta indirmişti... bir İngilizce öğretmeni olarak ileri seviyedeki İngilizcemle hiçbir iletişim kuramamak beni derinden sarstı doğrusu...

Biraz yararlı bilgiler vereyim sizlere gece pazarı ile ilgili... öncelikle size ne fiyat veriyorlarsa pazarlığa dörtte biri fiyattan başlayın... ikincisi aynı ürünü bir sonraki tezgahta daha ucuza bulabilirsiniz, bu sebeple acele etmeyin... karşınızdaki Taylı siz bilimum cümle kurduktan sonra size sadece "yes" diyorsa bilin ki sizi zerre anlamamıştır, ya anlatmak için başka bir yol bulun ya da vazgeçin... eğer söylediğiniz fiyatı hiçbir şekilde kabul etmiyorlarsa bilin ki o ürün gerçekten verdiğiniz fiyattan daha pahalı bir üründür... şansınızı fazla zorlamayın... almak istiyorsanız bir tık daha fiyat çıkın, yok fazla geldiyse diğer tezgahta daha uygun fiyatlı olanını bulabilirsiniz... peki Patpong gece pazarında neler bulabilirsiniz... çakma ya da gerçek saatler, parfümler, tişörtler, spor ayakkabılar, ilginç biblolar, çantalar, makyaj malzemeleri, buzdolabı magnetleri, süs eşyaları, şallar, pantolonlar, Thai Box şortları, yelpazeler, aklınıza gelebilecek her türlü giyim, aksesuar ve bilcümle takı... bu arada çakmadır diye aldığınız saat gerçek, gerçektir diye aldığınız saat çakma çıkabilir.. bu konuda bir bilenle alışverişe gitmekte fayda var... satıcıların kendilerinin bile bildiklerini sanmıyorum hangisi çakma hangisi gerçek...

Gecenin sonunda ellerimizde beş ayrı çanta, yine Murat ve Çiğdem'le sağ salim buluşup yaklaşık 100 bahta otelimize geri döndük...yaptığımız alışveriş de sonrasında taksi de çok ucuz geldi bize... bir de yaptığımız onca şeyden, yürüdüğümüz onca yoldan sonra saat hala on buçuktu... daha önce de belirttiğim gibi Tayland'da bir para bir de zaman bitmiyor... rengarenk taksimizle otele döndükten sonra biraz otel etrafını keşfedip yatmaya karar verdik... zira ertesi gün bizi başka maceralar bekliyordu...

İkinci gün yüzen çarşı, tapınaklar, Çin mahallesi, Golden Mount derken yine akşam oldu... biz yine açtık ve durian meyvesinin suyu yüzünden ağzım tamamen ayak kokan ben artık düzgün bir şeyler yemek istiyordum... kahvaltıyla ayakta duruyordum ve sabah da peynir ekmek ve ıspanak yemiştim sadece... Tayland'da uluslararası otellerde bile fazla kahvaltı çeşidi bulamıyorsunuz, aslında envai çeşit yiyecek var ama ben yiyemiyorum...en sonunda nerede ve ne yiyeceğimize karar veremeyip yine bir sokak satıcısından greyfurtun kuzenini ve bir torba ananas satın aldık... "hava hoş" dedim içimden "nasıl olsa diyetteyim..."  öğlen otelden çıkarken bir Muay Thai Boks müsabakası izlemeye karar vermiştik... bizi gezdiren tuktukçuya nerede izleyebileceğimizi sorduk, bizi bırakırken kadınların içeriye girmesinde bir sorun yaşanıp yaşanmadığını sordum, hani rahiplerine dokunamıyoruz ya belki boksörlerine de dokunamıyoruzdur kim bilir... adam bize buna ayıracak parası olmadığını, Tay boksunu sadece televizyondan izlediğini, onda da etrafı göstermediklerini anlattı... üzüldüm doğrusu... sonuçta o kadar mesafeyi toplam 80 bahta gelmiştik, adamcağız seksen bahta şehrin yarısını gezdirdi bize, üstelik müşteri bulabildiği için de mutluydu... sonunda boks maçının yapılacağı Muay Thai için yapılmış en büyük stadyum olan Rachandammern stadyumuna ulaştık...

Salona girmemizle birlikte Nazo'yla gaza gelmemiz bir oldu... oradaki hafif çakırkeyif bir görevli, erkek çocukları gibi birbirimize yönelmiş yumruklarımızı görünce fotoğrafımızı çekmek konusunda ısrar etti, biz de bu çılgın ısrar karşısında kendisine poz vermeden duramadık...

Kapıda bize üç farklı yerde oturabileceğimizi ve yerlerin ringe yakınlığına göre fiyatların arttığını söylediler... bu deneyimi bir daha yaşayamayacağımız için Tayland gezimizde harcadığımız en yüksek parayı harcadık... 2000 baht yani 100 tl verip VIP salonundan maçları izledik... eğer bu stadyumda maça gidecek olursanız siz 1500 bahtlık ikinci mevki yerleri seçmeyi deneyin, hem ringe biraz daha tepeden bakıyor hem de bahislerin oynandığı üçüncü mevkiden uzak... fotoğraf çekmek için pek uygun bir nokta değilmiş ring yanı... ama gene de muhteşem bir deneyimdi ve boksörlere bu kadar yakın olmak heyecandan soluğumun kesilmesine yetti... o zamana kadar her türlü şiddetli spordan nefret eden ben, o gece Tay boks müptelası oldum... canlı izlemenin yanı sıra, Tayland'da kaldığımız her akşam televizyondan maçları takip ettim ve hatta zihnimde bahisler oynadım... o gece sekiz maç yapıldı ve genelde ne hikmetse benim dibinde oturduğum kırmızı taraf kazandı...

Biraz da Muay Thai Boksun ne olduğundan bahsedeyim isterseniz... Thai boks yumruk, diz, dirsek ve tekmelerin kullanıldığı biraz kanlı bir spor... Tayland'da doğmuş olmasına rağmen Myammar, Laos, Kamboçya ve Güneydoğu Asya ülkelerinde de uygulanıyor... boksun çıkışı 1300'lü yıllara kadar dayanıyor... Muay Thai'de en önemli özellik dövüşçünün başında Mongkon denilen ve ancak kendi antrenörü tarafından dövüş öncesinde yapacağı Wai Khru dansı sonrası çıkartılabilen bir başlık takıyor olması... dövüşçü henüz ringe çıkmadan başına Mongkonunu takıyor, ringe çıkıyor, dansını ettikten sonra hem kendi hocasına hem de rakibinin hocasına saygısını sunup dövüşe başlıyor... başlangıç tam bir seromoni ve insana Uzak Doğu'dayım dedirtiyor... bu dansın ve başına Mongkon takmasının amacı hem seyircilere hem de yaptığı spora olan saygısını güzel görünerek göstermekmiş...

 

 

Başlarında Mongkonları ile dövüş öncesi dansa başlamaya hazır üç dövüşçü...

 

Dans ve selamlama bittikten sonra dövüşçüler bizim davul zurnaya benzeyen ama sesleri daha tiz çıkan canlı müzik eşliğinde dövüşlerine başlıyorlar... dövüşler her biri üçer dakika olan üç devreden oluşuyor... dans ve sonrasındaki saygı gösterileri dahil, şayet bir nakavt durumu yoksa yaklaşık 15 dakika kadar sürüyor... ben sekiz maçta iki nakavt gördüm ve gerçekten nakavt olan dövüşçüyü ancak kucaklarında taşıyarak ringden çıkarabildiler...

Dövüşler başlamadan önce Muay Thai boksu çok hafife aldığımın farkına vardım... kaşı patlayan, dudağı yarılan,  vücutları aldıkları tekme ve diz darbeleriyle kıpkırmızı olan dövüşçüler, devre sonlarında saygılarını hiç bozmadan köşelerine çekiliyorlardı... köşelerinde antrenörleri ve masörleri tarafından bir tepsinin içine oturtuluyor ve kendilerine gelmeleri için bütün vücutları soğuk su ile ovuluyordu...

Dövüş bitişinde sanırım daha agresif dövüşeni birinci ilan ediyorlardı... izlediğim iki nakavt hariç kazananlar hep daha agresif dövüşüp gerçek anlamda rakibini yerden yere vuranlar oldu... şimdi sizi fotoğraflarla başbaşa bırakacağım...

 

 

 

 

 

 

 

Antrenörler dövüş boyunca, dövüşçü her yumruk vurduğunda kendileri de vuruyormuş gibi davranıyorlardı... doğrusu bu hareketlerini önlerinde bir maç olmadan izleseniz gülmekten mideniz acır...

 

Gecenin sonunda zihnim kana susamış ve gözlerim aynı kana doymuş olarak dışarı çıkıyorduk ki, bizi içeri alan kadın görevli kolumuzdan tuttuğu gibi o gece bahislerden en çok kazanan ve ne hikmetse maçı beş devre süren galip dövüşçüyle buluşturmak istedi... tabiki sadece kendisiyle fotoğraf çektimemiz için... bana hınzır biçimde gülümseyerek göz kırptı ve "you lucky" dedi...

o gecenin şanslısı bizmişiz:)

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics