gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 66 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



KANO ÜSTÜ ALIŞVERİŞ: YÜZEN ÇARŞI

Yazdır PDF

Global Hareketlenme - Tayland

Yer: Damnoen Saduak/ Yüzen Çarşı

Gün: 2. gün sabahı

İkinci günün sabahında tur rehberinin astronomik fiyatlarına inat kendi yüzen çarşı gezimizi kendimiz yapmaya karar verince, bir akşam önce bizi Patpong gece pazarına götüren taksi şöförüne 4 kişi 1300 baht (yani kişi başı yaklaşık 16 TL) ödeyip Damnoen Saduak bölgesindeki yüzen çarşıya gitmeye karar verdik... turlara katılacak arkadaşlara tavsiyem, özellikle Uzak Doğu'ya seyahat edeceklerse turların verdiği ekstra turlara katılmayıp çok daha ucuza kendi turlarını yapmaları... örneğin bizim tur boyunca rehbere ödeyeceğimiz toplam para kişi başı 500 avro iken, biz o paraya bir sürü iki kişilik ekstra tur, akşam yemekleri, Muay Thai boksunu izlemek için en önden VIP bilet, yedi sülalemize hediye ve rehberin gıcık, öfkeli bakışlarını satın aldık... tur boyunca diğer arkadaşlarımı da provoke ettiğim için rehberin gazabını sürekli üzerimde hissettim:) kendi düzenleyeceğiniz turlarda hem insanlara bağlı kalmamış oluyor, hem daha fazla yer görüyor, hem çok daha ucuza getirebiliyorsunuz... Tayland'da bunu yapmak için dil bilmenize de gerek yok, pazarlık için bir hesap makinesi ve ne istediğinizi göstermek için bir parmak yeterli...

Tayland'a gitmek istememin en büyük sebebi belgesellerde izlediğim ve hayran kaldığım bu yüzen çarşıyı görmekti.. çarşı gerçekten yüzüyor...  Bangkok'tan yaklaşık 45 dakikalık bir taksi seyahatiyle yollarda pirinç tarlalarında çalışan insanları izleye izleye gittiğimiz bu bölgenin herhangi bir yerinden alışverişinizi yapmak için kano ya da uzun kuyruklu tekne kiralayabiliyorsunuz... biz bir saatlik gezi için kişi başı 400 baht yani 20 tl ödedik...

Yüzen çarşı sabah yediden öğlen bire kadar açık sadece, bu sebeple sabah erken kalkıp buraya ulaşmanız gerekiyor... buraya erkenden gelirseniz, dar kanallar boyunca kürek çekerek sizin teknenize ulaşmaya çalışan, ellerinde hesap makineleriyle sıkı pazarlık yapan (genelde pembe üzerinde hello kitty yazan hesap makineleri bunlar, Tayland kızılayı dağıtmış sanırım) ve geniş siperli şapkalar giymiş kadınlarla karşılaşırsınız... buradaki ürünler genelde Bangkok'tan ya da Tayland'ın diğer adalarından daha pahalı, o yüzden çok iyi pazarlık yapmanız gerekli.... bir ürün için size 1000 baht diyorlarsa pazarlığı 100 ya da 200 bahttan açın.. kadınlar size yeniden fiyat verecek, siz 200'de ısrarcı davrandığınız sürece en uygun fiyatla istediğiniz ürünü satın alabilirsiniz... bu konuda annemden ders alıp gittim, zira çok işe yaradı...

Yüzen çarşıda satın alabileceğiniz envai çeşit ürün var...Tay sanatçıları tarafından yapılan sanat eserleri benim en çok ilgimi çeken şeyler oldu... bunlar dışında seramikler, şapkalar, biblolar, ahşap ürünler, değerli taşlardan yapılmış filler, Tay zanaatkarların büyük bir emekle, beceri ve sabırla yaptıkları yerel el işi ürünler, bambu ürünleri, savat denilen ve siyah metal alaşımının gümüş üzerine işlenmesiyle yapılan süs eşyaları ve mücevherler, çok çeşitli meyve, içecek, taptaze meyve suları ve kanonun içinde gözünüzün önünde pişen ve benim yemeye henüz cesaret edemediğim bin türlü ev yemeği...

Kano üzerindeki kadınlar o kadar rahatlar ki kano içinde ya da bizzat bu kanoyla doğmuşlar sanıyorsunuz... kano üzerinde uyuyor, yiyor, içiyor, yürüyor, ellerindeki çengellerle sizi kendi kanolarına çekiyorlar... yukarıdaki resimde de göreceğiniz gibi birçok tropik meyveyi bulmanız mümkün.. benim favorim somo adı verdikleri, greyfurtun tropikal bir kardeşi... taneleri o kadar büyük ki dilimlenerek satılan bu meyvenin bir dilimi susuzluğunuzu gidermeye yetiyor... sap-pa-rot yani bizim dilde ananas en sık görebileceğiniz meyve... ancak kendi toprağında yetiştiği için İstanbul tezgahlarında yiyeceğiniz ananaslardan çok daha lezzetli... ngor isimli meyve büyük ve tüylü bir çileğe benziyor, meyvesi kabuğunun içinde... avatar filminden fırlamış meyveler şehri olan Bangkok'ta yediğim en lezzetli meyve tadını taptaze incir ve çilek karışımına muhteşem bir padişah şerbeti eklenmiş şeklinde tanımlayabileceğim, adını bilmediğim dikenli ve küçük meyvedir... yukarıdaki resimde kadının tutuğu sepetin yanındaki patlıcan rengi meyvenin yanında duran kırmızı ve yeşil dikenli meyve bahsettiğim.. adını bilen ve beni bilgilendiren olursa kendisini İstinye Park'ta Avatar izlemeye götüreceğim:) bu meyveler dışında benim "yasaklı" dediğim ve otellere girişi kesinlikle tabelalarla yasaklanmış durian meyvesi var... sebebi de kesinlikle meyvenin ayak kokuyor olması... meyve resmen on gün yıkanmamış ve lastik bir ayakkabı içinden çıkarılmamış ayak kokuyor... ayrıca görüntüsü sivri dikenli bir mitolojik yaratığa benzeyen meyve yerel halkın bir numarası... büyüklüğü ise orta boy bir kavununki kadar olabiliyor...

Bu durian meyvesiyle ilgili şöyle bir anım var efendim... ben yeni tatlar denemeye çok meraklı biri olmamama rağmen, hem Uzak Doğu'ya kadar dokuz saat uçağa binmiş olmanın hem de birlikte Yüzen Çarşı turuna çıktığımız Murat ve Çiğdem arkadaşlarımın her yeni şeyi deniyor ve ölmüyor olmalarını görmüş olmanın gazıyla, yeni bir içecek denemek istedim... kanallar turundan sonra her köşede bulabileceğiniz seven eleven marketlerinden birine girip yerel bir içecek aldım... şişesinin güzelliğine kandığım içecek meğer durian meyvesinin suyuymuş... içmemle tükürmem bir oldu tabi... yolculuğun geri kalanında ne kadar sakız çiğnersem çiğneyeyim Nazo'nun "Ebru'cum konuşurken lütfen başka tarafa dön" ikazıyla karşılaşacak kadar da inatçı bir kokusu var bu meyvenin... içecek elimde bütün Çin Mahallesi'ni gezdikten sonra, onu ilk bindiğim tuk tuk şöförüne verdim.. adam o kadar çok sevindi ki işte o an tam olarak Tay insanıyla aramdaki damak tadı lezzet farkını anlamış oldum...

Daha önce de bahsettiğim gibi bu kadınlar bu kanolarda doğuyor olmalı.. baksanıza ne kadar rahat kestiriyor üzerinde... bir başka kadın çocuğunu uyutuyor, bir diğeri yemeğini yerken bir yandan da müşteri avlamaya çalışıyor... hatta kano içinde yılanıyla gezen birini bile gördüm... tam bir imaj cenneti burası... aralarda hızlanan kanonun yüzünüze vurduğu kanal rüzgarını hissetmek de cabası...

Yüzen çarşıda her milletten turist görmek mümkün...

Yaptığı işe zor deyip sürekli şikayet edenlere aşağıdaki yaşlı ama dinç teyzelerin işinin ne kadar zor olduğunu hatırlatmak istiyorum...

Bu kırmızılı teyzenin sattığı kırmızı meyveler her ne kadar dolmalık kırmızı bibere benzese de bir çeşit armut.. yine favori meyvelerimden biri, çok tatlı değil ama tadını henüz olmamış bir armuta benzetebiliriz.. yine o kadar sulu ki bir tanesi susuzluğunuzun dinmesine yetiyor...

Her türlü hediye alışverişinizi yapabileceğiniz ve zihninizden hiç silinmeyecek insan manzarasıyla karşılaşacağınız Yüzen Çarşı özellikle de pazarlık severler için tam bir alışveriş cenneti... üstelik hesap makinenenizi yanınızda getirmenize ya da İngilizce bilmenize gerek yok... satın almayı istediğiniz şeyi "ahanda bu" diyerek parmağınızla göstermeniz yeterli....

Kano sürücümüz Mehmet (biliyorsunuz Tay isimleriyle aram yok) ve biz..

fotoğrafı çeken: mağlub edilemez Murat Yaşar... mongooo...

 

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics